Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Büyük, en büyük göçleri vermiş, büyük en büyük kavgaları kazanmış milletin ferdi olarak incir çekirdeği doldurmayan kavgalara yenik düşmenin buruk hüznü içerisindeyim.
Edebi dünyayı laf cambazlığı sanmanın, felsefe ve sosyolojiye yan ve ters bakmanın çaresizliği böyle bir şey olmalı…
Sanatı; uçuk-kaçık ve anlamsız bir şey görürse insan ve insanlık; her daim denizleri geçip de derelerde meşgul olmaya razı olacak gibi…
Bir zamanlar, yüzyıllar ötesi, Sinop diyarında bir yerde bir filozof yaşardı.”Yetmeli kendine insan, varmalı kendi özüne-sözüne tutunmalı yaşamın melodilerine.” Düşüncesi ve felsefesine gönül vermiş Diyojen; “ Gölge etme başka ihsan istemem” diyerek, itivermek bütün; bağışları, iyilikleri, alkışları…
En çok beklentiler, alkışlar içinde olan insanlar hayal kırıklığı içinde dolanıyor sanatçının dolandığı gibi Gesi Bağlarını.
Sevmiyor insanımız uzun ömürlü yaşamın uzun tatlarını. Bir anlık haykırışın, öfkenin beli büküklüğü içinde ruhlarımız kırılıp duruyor, donuklaşıyor. Oysa dansın bin bir çeşidini, öykülerin enötelerini, resmin sınırsız renklerini bizim insanımız-sanatçımız da biliyor. Görmüyor kabul, edilmiyor dikkat, gösterilmiyor o görkemli içsel alkışlar…
Kas gücünü; korkutma, savunma, saldırma silahı görmenin, bilmenin kaybı içinde patinaj yapıp duruyoruz. Namusun ise iradede saklı, beyin hücrelerinde gizli olduğunu, her gülen insana “oros…” veya “ başımıza bir iş mi gelecek, çok güldük “ korkuları içinde çelişkili bir yolculuk; tadı, tuzu, ekşisi ve ustası olmayan öylesine bir yemek…
Orhan Kemal’in başyapıtı sayılacak bir eseri; Bekçi Murtaza, bizim toplumumuzun en güzel yansımalarındandır. Bekçi Murtaza’nın en çok övündüğü şeydir; görmüş olduğu kurs, amirlerinden almış olduğu ders ve sıkı disiplin…
Ölümüne bu disiplinin içinde koşar durur… Fakat yaşadığı kupkuru bir hayat ve dipsiz bir kuyuda, kapkaranlık bir ortamda kalmış bir insanın sağa sola saldırmasından öteye gidemez…
Saf masumiyeti görmez “KURNAZ” toplumlar… Uyanıklığı, hilebazlıkla karıştırınca, sanatı da hafifmeşreplik, başlarına gelen şey, pişmiş tavuğun başına gelmez…
Bakın çevrenize, muhteşem yoksullukların mahcubiyetleri ne kadar suskunsa, muhteşem zenginlikler de o kadar suskundur. Kimin kimden üstün olduğunu anlamak ister, sahip olunan mal varlıklarını, banka hesaplarını çıkarırsanız; hepsi birbirine benzer; üzüm üzüme baka baka olgunlaştığı gibi, can sıkısı, kurnazlık, hilebazlık da birbirine dolanır durur…
Fazla muhabbet tez ayrılık getirir derler. O zaman sözü kısa keselim; yaşamın damıtılmış pınarlarını düşleyelim. Tıpkı Gılgamış’ın aradığı ölümsüzlük otu bir gün bulunsa bile ölümlü insanın ölümcül kaygıları, sıkıntıları, bencillikleri bitecek gibi görünmüyor…