ISLAK SAÇLI KADIN

Yayınlama: 15.10.2022 20:37
A+
A-

Dağlara usulca sokulmuş küçük bir koy ve köyün dinlence yerinde bir kadın, iki elinin başparmağını; onaylama, beğenme, aferin anlamında öne çıkarmış, birkaç metre ötede, denizin içindeki sarı saçlı kızına işaret diliyle sesleniyordu.

Belli ki beş altı yaşlarındaki kızı, suya girmekten korkuyor, çekiniyordu. Annesinin verdiği güven sayesinde ona doğru kalkan iki elin başparmakları, onu takdir etmenin, onurlandırma telaşı içindeydi…

Islaktı kadının saçları, teni, mayosu, güneşin altında ıslaklığın parlamasından belli… Koyu, simsiyah permalı uzun saçları, yerçekimine uygun salınıyordu güneşin altındaki ıslaklığın süzülüşleri içinde…

Islak Saçlı Kadın, muzaffer bir komutan gibi bakıyordu denizin içindeki sarı saçlı küçük kızına. O anda bir vapur, içinde yolcuları olan; kimisi adalara gelen, kimisi adalardan farklı yerlere gidecek olan insanların doluluğu, merakları içinde, süzülüyordu akıntısı bol olan büyük ve derin kanalın geçtiği denizin içerisinde…

Etrafta başka insanlarda vardı. Kimisi hasır gölgelikler altında, sürmüş oldukları güneş yağlarının kokuları gibi saçılmışlardı kendilerine ait yerlere. Denizin içinde, sarı saçlı küçük kızın biraz ötesinde genellikle orta yaş ve yaşlı insanlar yüzmekten öte, serinlemek için girmişlerdi dibi görünen, pırıltılar saçan suya.

Yaşı epey ilerlemiş bakımlı ve sağlam yapılı bir kadın, yanındaki diğer genç kadınlara anlatıyordu ötelere giden ada anılarınıı…

Kırk, elli yıl öncesinin ada ve yaz kültüründeki eğlence yerlerinin şimdi olmayışını, ada ile birlikte yaşlandıklarını, ama bu yaşlanma olayından, sürecinden memnun olduğunu anlatırken, genç kadınlar, onlara kulak misafiri olan birkaç genç adam da ilgiyle, memnuniyet içinde dinliyorlardı; bilge bir eda içinde konuşan sağlam duruşlu yaşlı kadını…

Sadece gün ışığı değildi etrafa yayılmış olan. Biraz ötede mısır satıcı adam, sürekli güneş altında bir sipariş alırım diye gezinen Çaycı Recep, binlerce yılın taşkınlıkları, gelgitleri sayesinde oluşan kalın ağır taşlardan geriye kalan incecik kumlar da etrafın, sükûnet içindeki adaya ait koyun bir parçasıydılar.

Bir resim yapılsa plajı, oradaki insanları anlatan, çekilen her fotoğrafa etrafı anlatan bir yazı düşülse kim bilir ne eğlence, gizem olurdu; yarım yüzyıl sonra okuyacak olan diğer insanlara.

Boşu boşuna seslenmiş değildir Nazım Abidin Dino’ya; mutluluğun resmi için. Her daim bir şair, yazar, seçenek, eğlence, yoğunluk, değişim ve dönüşüm arayan birisi seslenecektir bir başka duyarlı kişiye veya kişilere; yapabilir misin gerçekten bu anın resmini Abidin, diyeceklerdir, yürek seslerini duyup, o anın yüce resmini, heykelini, öyküsünü birisinin yazmasını dileyeceklerdir.

Islak Saçlı Kadın’ın durduğu plajda her şey durağan gibi görünse de akıyordu her şey…

Rüzgârın esintisiyle kumlar saçılıyordu kuzeyden güneye, güneyden kuzeye doğru. Sular da öyle, aynı görünse de dönüşüyorlardı her damlacığın zarif ve kararlı atomcukları sayesinde…

Ada yaşamına ait insanlar daha gerilerde, evlerin sundurmaları, büyük çınar ağaçlarının gölgeleri içinde kumlara, denize koşan insanlardan ayrılmış vaziyette yaşıyorlardı.

Mutluluğu, huzuru arayanlar, endişeyi, gerginliği, ezberi, sloganları yok etmeye gelmiş olanlar ise, a bire yakalamaya çalıyorlardı akan zamanın içindeki; koşan mutlu, huzur dolu çığlıkları ve dokunuşları…

Islak Saçlı Kadın’ın halinden belli olmuyordu yakalamış olduğu iç huzur ve mutluluk. Bir duruş, belli etmeme, sükûnet ile endişe, mutluluk ile kızgınlık arasında ip ince bir şeye tutunmuş gibi, ona anlatan tek zarif şeydi; iki elinin başparmakları ile yaptığı, sarı saçlı kızını suya girmesini onaylama hareketi…

 

Marka Flower Çiçekçi