Kâğıt Üstündeki Demokrasi ve Zihinlerimizdeki Barikatlar

Yayınlama: 05.10.2026
A+
A-

 

Özgürlük, eşitlik, insan haklarına saygı ve sosyal adalet… Demokrasi kültürünün olmazsa olmaz sacayakları bunlar. Özgür iradesini korkusuzca dile getiren bireylerden oluşan bir toplum, çağdaşlığın en somut göstergesidir. Ancak kurumların varlığı, tek başına bir ülkeyi “demokratik” yapmaya yetmiyor.

Siyaset bilimci Muhittin Bilge bir yazısında meseleyi tam da can alıcı noktasından yakalıyor: Bir yanda siyaset kurumunun ve yönetici elitlerin demokrasi algısı, diğer yanda bu anlayışın şekillendirdiği toplumun tutumu…

Bilge’nin tespiti acı ama gerçek:

“İnsanımız, kendisini ülkenin sahibi zanneden seçkinlerden devşirdiği mirasla, eline geçen ilk fırsatta ‘öteki’ üzerinde hegemonya kurmaya çalışıyor. Bireylerin veya grupların sadece kendi özgürlüklerine odaklandığı bir demokrasi anlayışı, makro ölçekte çözümsüzlüğe hizmet eder. Maalesef bugün ülkemizde baskın olan pratik de budur.”

Nitekim Avrupa Konseyi’nin 2016 yılında, özellikle eğitimciler için yayımladığı “Demokratik Kültür Yetkinlikleri Referans Çerçevesi” raporu (*) da aynı gerçeğe altı çizili bir şerh düşüyor: Demokratik kurumlar ve kanunlar, ancak bir demokrasi kültürüne dayandıklarında işleyebilir. Bunun anahtarı ise eğitimdir; gençlere empati, eleştirel düşünme, insan onuruna saygı ve hukukun üstünlüğü gibi temel değerleri kazandırabilmektir. Vatandaşlar bu değerleri içselleştirip hayata geçirmediği sürece, kâğıt üzerindeki kurumlar birer kabuktan ibaret kalır.

Siyasetteki “Demokrasi” İllüzyonu

Peki, bizim siyaset dünyamız bu kültürün neresinde? Ne yazık ki hem yönetenlerin hem de toplumun demokrasi anlayışında ciddi kırılmalar var. Batı demokrasilerinde sıradan kabul edilen uygulamalar, bizde lütuf ya da “tarihi başarı” gibi sunuluyor.

Gelin, yakın dönemden birkaç somut örnekle hafızamızı tazeleyelim:

  • Sipariş Listeler ve Mikro milliyetçilik: CHP Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir TV programında belediye başkan adaylarına tavsiyeler verirken; meclis üyelerinin kentteki hemşehri gruplarına veya “kanaat önderlerine” danışılarak kontenjan usulü seçilmesini salık veriyor. Oysa ideal bir demokraside meclis üyeleri mahallede tabandan seçilmeli, hatta belediye başkanı dahi o meclis üyeleri arasından çıkmalıdır. Sistemdeki bu çarpıklığı kanıksamak, parti içi demokrasi iddiasıyla bağdaşmaz.
  • Anahtar Listeler ve Çarşaf Listenin Ruhuna Fatiha: Bir milletvekili ekranlarda genel başkanını överken, “Çarşaf listeyle yapılan seçimde anahtar listesi delinmeyen başkan” ifadesini gururla kullanabiliyor. Çarşaf listenin demokratik ruhunu katleden “anahtar liste” dayatmasının aslında demokrasiye aykırı olduğunun farkında bile değiliz.
  • “Benim Adamım Olsun” Anlayışı: Ekrem İmamoğlu’nun Beykoz Belediye Başkan Yardımcısı’nın parti değiştirmesine üzülürken “Onu Beylikdüzü’nden ben göndermiştim” gerekçesini öne sürmesi; ya da Beşiktaşlıların çok istediği Nasuh Mahruki örneğindeki gibi adayların ön seçimle değil, atanarak “yapılması”… Bir demokraside bir aday için “yapılmak” fiilinin kullanılması bile başlı başına düşündürücüdür.
  • Kotayla Demokrasi Olmaz: “Kadın kotası” kavramı dahi zihniyetin özetidir. Tepedeki birinin hazırladığı listeye belli yüzdelerle isim serpiştirmesi demokrasi değildir. Adil bir seçim sistemi ve fırsat eşitliği sağlandığında zaten kotaya ihtiyaç kalmaz.

Sözün Özü

Siyasilerimiz sık sık “Ön seçim yapan tek partiyiz, kurultayda genel başkan değiştiren yapıyız” diye övünüyor. Ancak o ön seçimlerin üyenin gerçek iradesini ne kadar yansıttığı, alternatif seçim modellerinin neden tartışılmadığı sorgulanmıyor. Çünkü bu kavramlar ne yöneticiler ne de üyeler tarafından tam anlamıyla sindirilmemiş durumda.

İktidarın yarattığı baskı ortamı ve enerjimizi tüketen gündemler karşısında tüm bu eleştirileri “zamansız” veya “ayrıntı” bulabilirsiniz. Fakat unutmayalım: Koşullar ne olursa olsun, özde demokrasiden ve ilkeli adaletten sapmamak bizi her zaman daha güçlü kılar.

 

(*) https://rm.coe.int/rfcdc-1-turkish/1680a1458e

 

Marka Flower Çiçekçi