Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
KUMBAĞ YOLUNDA İNSANLIK İNDİRİMİ
( Ulaşım Dairesi’nin Dikkatine! )
Bu şehirde her yöne açılan yollar, o yollarda bolcu umutlar var. Bu yollar sadece mesafeleri değil, onuru da taşır. Kumbağ yolu bu yollardan birisidir. Son zamanlarda ise bu yol, taşınması zor bir yük haline gelmiştir.
3 Ocak 2026 Pazar günü, Kumbağ 20 numaralı halk otobüsüne bindim. Biniş yerim Mumcu Çeşme Caddesi,100.Yıl başlangıcıydı. İniş yerim Kumbağ içi…
Saatime baktım. Biniş ile iniş arasında 22 dakika fark vardı. Bu mesafeyi bilenler bilir. Bu süreyi de bilenler de… Hızın ne anlama geldiğini varın siz değerlendirin.
Otobüs süratliydi. Fazlasıyla. Duraklara yaklaşırken yavaşlamayan, yolcu var mı yok mu gözetmeyen bir hız… Birkaç durak bu şekilde geçildi. İçeriden yükselen uyarılar olmasa, geçilmeye devam edecekti.
Ama mesele sadece bu değildi. Araçtan gelen sesler… Alt takımdan yükselen gürültüler, sarsıntılar, metalin metalle kavgası… Korkmayacak tek bir yolcu yoktu. İster istemez şunu soruyor: Bu nasıl bakım? Bu nasıl bir hizmet anlayışı?
Bu hat, Kumbağ yolcularına reva görülen bir hat mıdır? Bu araçlar toplu taşıma mı, yoksa kader testi mi?
Abartmıyorum:
Sanırsınız sanki traktör römorku…
Sanırsınız at arabası…
İnanın, onlar bile bu araçlardan daha az sarsar, daha az gürültü çıkarır. Bu noktada soru şoföre değil, doğrudan yöneticilere sorulmalıdır:
Bu araçlar ne zaman denetlendi?
Bakım ne zaman yapıldı?
Kim “uygundur” dedi?
Ve daha önemlisi:
Bu yöneticiler hiç mi bu araçlara binmez? Hiç mi arka koltuklara oturup, o sarsıntıyı hissetmez? Halkın aldığı hizmeti, halk gibi yaşayarak denetlemek bu kadar mı zor?
“Şoför bey, durakta yolcu var…”
Araç durdu ama durağı yirmi metre geçince durdu. Ama ses durmadı. Boylu poslu, bıyıklı, güneş gözlüklü şoför; sesini yükseltti:
“Yolcu varsa ayakta bekleyecekler!”
Bu cümle otobüsün içine aracın sarsıntısından daha fazla sarsıntı bıraktı. Ayakta beklemesini istenenler gençler değildi. Acele işi olanlar değildi. Yaşlılardı.65 yaş üstü… Ücretsiz bindikleri için, sanki bu şehirde hakları eksikmiş gibi.
Aracın içine sessizlik çöktü. Çünkü o yaşta insanlar tartışamaz. Çünkü yaşlılık ses yükseltmeyi değil, susmayı öğretir.
Dayanamadım.
“Hızınız çok fazlaydı, durakta durmadan geçtiniz,”dedim.
Şaşırdı. Kendini savunmak istedi. Sözcükleri yarım kaldı. Ama mesele o an değildi.
Mesele şuydu:
Bu sahne alışılmış bir sahneydi. O otobüste gördüğüm şey:
Yaşlı insanlar, yaşları ve ücretsiz kartları nedeniyle psikolojik baskıya maruz kalıyor.
Sesler… Tavırla… Hızla… Umursamazlıkla…
Bir de üstüne bakımsız araçların yarattığı korkuyla…
Fakat burada bir parantez açmak şart:
“O şoför de insan. Saatlerce direksiyon başında olan, trafikte boğulan, baskı altında çalışan biri. O yüzden bu mesele sadece şoför meselesi değildir.
Bu yazı bir hedef gösterme yazısı değildir. Bu yazı, kamusal hizmeti keyfiyetle yöneten anlayışa yöneltilmiş bir itirazdır.
Hep birlikte açıkça soralım:
Tekirdağ Belediyesi Ulaşım Dairesi nerede?
Denetim nerede?
Sorumluluk nerede?
Sadece evraklarla, sadece kâğıt üzerinde “uygundur” imzasıyla, sadece masa başında verilen raporla bu iş yürümez!
Bu şoförler kaç saat direksiyon başında? Ne kadar dinleniyorlar? Bu araçlar hangi aralıkta bakıma giriyor? Yoksa her şey,”bir sorun çıkana kadar idare eder” mantığıyla mı yürüyor?
İnsanla muhatap olan her iş, İNSANI KORUYAN BİR SİSTEM ister. Ne yolcuyu ezerek, ne şoförü yalnız bırakarak çözüm olur. Biz; şoföre sahip çıkan, aracını denetleyen, yolcusunu koruyan, yaşlıyı yük değil emanet gören halk merkezli bir yönetim istiyoruz. Yaşlıların horlandığı, yolcuların korkuyla seyahat ettiği bir şehirde kimse güvende değildir. Bugün otobüste susanlar, yarın hiç kimsesiz kalırlar…