Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Nerede bir kadın sesi duysam, içinde huzur, dik duruş, samimiyet, üretkenlik ve gülümseme var mı diye durup dinlerim…
Bir tanıdık veya yabancı, uzaktan bir bakış sonucu, bir tanıklık sayesinde kadına, kadınlara ait eleştirileri, tıpkı “Kadın Sesi” duyunca yapmış olduğum gibi durup dinlerim; içinde, insancıllık, zarafet, paylaşım, eşitlik var mı diye…
Tıpkı şairin Çorum İskilip’te kaldığı zamanlar gördüğü üretken eller, edebi, sanatsa, sosyolojik değerler, seslenişler karşısında yapmış veya yakmış olduğu evrensel ağıt-şiir gibiyim;
“ Kirazın derisinin altında kiraz,
Narın içinde nar,
Benim yüreğimde boylu boyunca,
Memleketim var.
Yerliyim yerli olmasına
İlmik ilmik, damar damar
Yerliyim.
Şairim,
Zifiri karanlıkta gelse şiirin hası,
Ayak seslerinden tanırım.
Ne zaman bir köy türküsü duysam,
Şairliğimden utanırım.”
Utanmanın erdemi nereden beslenir diye sordum kendime! Yenilenmeden beslenirse tadına doyum olmaz. Sadece vicdandan değil, akıldan da, dönüşümden de, doyumsuz olur insanlık yolculuğundaki insanın; erkeğe, kadına olan bakışı… Şaşmaz bir terazinin, gözü kapalı bir hâkimin vereceği adalet gibi, huzur, erdem, neşe getirir.
Nerede bir kadın çığlığı duysam, şairin sadece şairliğinde utanmasıyla kalamıyor; insanlığımdan utanıyorum. Bir kaç bin yıllık medeniyet yolculuğun sonucunda el ele, gönül gönle çıkılan birliktelikte, kadın çığlıklarının, erkek hoyratlığından mı, zorbalığından mı kaynaklanıp kaynaklamadığına utanarak, sıkılarak, korkarak bakıyor, dinliyorum.
Durup bakıyorum, dinliyorum ya! Her yüksek sesin, dili hep aynı; akıldan, bilinçten yoksunluk… İster kadın, ister erkeğin şiddet dili olsun; yoksa aklın bilinci, vicdan; her zaman korkutulur, susturulur ve yok sayılabilinir…
Şiddetin dili hep mazeretle dolu… Kasalarında bitmez tükenmez zavallı öyküler var… Oysa büyük göçleri, köylerin, kasabaların şehirlerin kenar, merkez mahallelerini doldurulma nedenleri; sağlam, akademik çalışmalar ile anlaşılır hale getirmiş olsak, ne buluruz? Orada da kadının büyük yükünü atma yolculuğuna çıkışını buluruz. Duyulmayan sesine, görülmeyen endamına, hissedilmeyen zarafetine kavuşmak için göçleri tetikler, kadınlar…
Nerede bir kadın sesi duysam, acaba; zarafet mi, eziyet mi kokar diye düşünmeden edemiyorum…
Sesinden, soluğundan, düşüncesinden korkulmayan kadınların kuracağı, yöneteceği en küçük birimler, en büyük oluşumlar, kuruluşlar, yüzleşme devrimi olur da kime neyi anlatırız; eksik kaldıysa edebi, felsefi bilinç, düşünce…
İspatı mı? Teknoloji zirve yapmış, kıyamet gibi yeme içmeler, geziler, paylaşımlar… Ama neredeyse hiçbirinin altına bir tek sözcük, düşünce, dize, felsefe düşülmüyor; düşülemiyor.
Neden mi?
Yenilenmenin, dönüşümün, düşünmenin, irdelemenin, saf, zengin, coşku dolu gerçeğinden, kadın çığlığından utandığımız gibi utanıyor, korkuyoruz da ondan…