Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Bir türlü tatmin olmayan, gelişmiş ülkelerde sağlanan standart huzurlu yaşamlara yaklaşamayan milletin ferdi olarak şu soruyu da sormadan edemiyorum kendime; beklentilerimiz, mantıktan, hukuktan beslenme yerine duygulardan ve ahbap-çavuş anlayışından mı besleniyor?
Neredeyse bütün meslekleri kutsiyet içerisine sokup, sonsuz ve sınırsız hizmet anlayışlar içerisinde mitolojik karakterlerde aranan sıra dışı güçlerin peşinde koşuyor gibiyiz…
Bir arkadaşımın halsizliği, rahatsızlığı üzerine konuşup hal-hatır sorduktan sonra, sıklıkla yakalandığı farenjit olduğunu ve ilaç yazdırmak için Pazartesi gününü beklemesi gerektiğini öğrendim.
—Niçin Pazartesi günü?
— Sağlık Ocakları hafta sonu kapalı da!
—Devlet Hastanesi Birinci Kısma çok yakın bir yerde konuşuyorduk. Hadi, hastaneye gidelim, doktorlardan rica eder belki ilaç alabiliriz.
Tanıdığımın isteksiz gidişini ilk önce anlamadım. Birinci kısma gelince kayıt işlemleri yapan genç kadına durumu anlattık. Kayıt numarası vermedi. İlk önce doktorlara bir danışın, ondan sonra vereyim.
Sağ tarafta bulunan odada genç erkek doktor, kayıt işlemleri yapılan yerin karşı odasında da genç kadın doktor acile gelen hastalarını bekliyordu.
Covid-19 şikayetleri nedeniyle gelen hastaları öncelikliydi. İlk önce şansımızı erkek doktorun olduğu yerde denedik. Lafımızı anlatır anlatmaz, yazamayacağını, belki kadın doktorun yazabilme durumu olduğunu ifade etmesi üzerine kadın doktorumuzun olduğu yere gittik. Bizden önce, biz beklerken az önce konuştuğumuz genç erkek doktor da içeri geldi. Kadın doktorun kulağına eğilip, bize doğru bakarak bizim durumumuzu anlatmaktan öte aynı karar vermeleri gerektiği üzerine iş birliğini bir güzel sağladı.
Kadın doktor bize bakar bakmaz;
Bu sözleri söyleyen genç kadın doktorun ses tonundaki DONUKLUK, BIKKINLIK tam olarak nedendir diye uzun uzun düşündüm. Yorgundular… Çalışma koşulları, aldıkları ücret, muhtemelen onları enerjileri düşük, hastalarıyla kurdukları diyaloglarda eksik bırakıyordu.
Kim bilir kaç insandan bu şikâyetleri dinliyorum; “ Doktora gittim, doğru dürüst muayene bile etmedi-edemedi. Doğru dürüst yüzüme bile bakmadı…”
Tanıdığım, ister istemez boynunu büküp “ Pazartesi gününü bekler, aile hekimine gider yazdırırım.” Dedikten sonra ayrıldık. Tanıdığım için konu kapanmış, gideceğe yere gitmek için yola koyulmuştu.
Benim zihnimde ise konunun kapanması mümkün değil… Hep sorguladığım konudur; sürekli Hastaneler, Adliyeler ve Hapishaneler açıyoruz. Sağlık sorunları, suç oranları ve adli olaylar azalmak yerine artıyor…
Fırsatı yakalayanların ilk işi batı ülkelerine, ekonomisi, sosyal ve kültürel hayatı daha iyi olan ülkelere kaçmak oluyor. Türkiye doğumlu bilim insanımız Yurtdışında ürettiği, yepyeni buluşlar yaptığı için Nobel Ödülü alıyor. Almanya’da yaşayan iki Türk doktor, covid–19 aşısını bulup, dünya çapında alkışlanıyorlar. Daha niceleri…
Artık,21. yüzyılın ilk yarısı sona ererken, tüm mesleklerimizden kutsiyet içinde işler-hizmetler beklemek yerine, kanunların ve eğitimlerinin gerektiği gibi hizmetler bekleyip, herkes hakka ve adalete güvenip, büyük insanlık barışı sağlayamayız mı?
İlk önce öğretmeni kutsallaştırıp sonra en altlara ittik ve tükettik. Öğretmenevleri ile birlikte yokluğa boşluğa bıraktık… Sonra Sağlık Çalışanlarımız ve hemen hemen bütün mesleklerden şikâyet eder hale geldik. Ya onlar? Onlar da memnun değilse, şikâyetleri, sorunları arşı aştıysa; kazanan kimdir?
Görünen köy kılavuz istemezmiş; huzurlu yaşamlar için topyekûn huzur ortamları şarttır-kaçınılmazdır…
Sağlık çalışanlarımızdan başlayarak yepyeni başlangıçları, çalışma şartlarını en gelişmiş ülke seviyelerine çıkartmayı düşünmek zorundayız. Bu bir düş değildir! Sağlık çalışanlarının kıtlıkları kapıya dayanmadan, en başından en sonunda bulunan bütün sağlık çalışanlarının çalışma koşullarını en üstlere yükseltelim ki, verecekleri hizmetin niteliği daha da artsın.
Sağlık, güvenlik alanlarında veya herhangi kurum ve kuruluşta çalışanların yüksek huzuru, ekonomik, sosyal, kültürel mutluluğu aynı zamanda halkın da mutluluğu olacağı bellidir…