Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Elmalı dönüşü Yunus Usta’nın Sametli’ye uğrama fikrine hepimiz sıcak baktık. İki usta iki yıl birbirlerini görmemişler. Bizim için de ayrı bir onur; bugüne kadar Sametli’ye hiç gitmemiştim. Yeni bir ülke gibi yeni bir köy, mahalle görmek! Yöre insanının kültür izlerini, ülke insanımızın en bildik en yakın yerde yaşarken bile nasıl farklar oluşturduklarının en güzel karşılığı şimdinin yok olan köy ve mahallelerindedir.

Sametli Köyü-Mahallesi; geniş bir meydana sahip! Birbirine çapraz bakan iki kahvesi; kahvenin önünde oturan insanlar ve kahvenin karşısında eski viran, şimdi kapanmış bir kahvehane. Buranın insanları nerede? Diye sorduğumda, yanı başımızda oturan adam; “Sahipleri öldü; işte bu hale geldiler.” Diyerek kabul ettiği, viran cevabı verdi.
Yunus Usta, Rıfat Ustayı sormak için kahvehanenin için girip, orada bulunan bütün insanlara seslendi;
“ Mühendis, mimar, sanatçı, müteahhit ve usta; Rıfat Ustayı arıyorum. En yakında bulunan cevap verdi; “Tamam, bu söylediklerinin hepsine sahiptir Rıfat Usta. Ama burada yok. Evde olmalı!”
Bu kısa diyalogda mizahın yanında; Rıfat Ustanın ustalığı gibi bir anlayış vardı. Anlaşılan o ki; Rıfat Usta, kendi hünerlerini çoktan saygıya, sevgiye çevirmiş. Tarif ettikleri eve; biraz daha yukarılara ilerledik. Sametlinin güney kısmına; Ganoslara bakan bir ev; küçük bakımlı bahçeleriyle ustalık, hüner gösterisi içinde.
Rıfat Usta, çoktan seksenine gelmiş. Ama çalışma aşkı; tam tamına on sekiz yaş heyecanı ateşi içinde. Bizi güler yüzle karşılaması bir yana, sohbet; “bal dök yala” misali, iki ustanın kavuşumu, hasret gidermesinden ötürü, hepimize geçen bir hoşluk yarattı.
Sanırsınız ki Rıfat Ustayı hepimiz yıllardır tanıyoruz. Yaratıcının çok az yarattığı, on parmağa on bir marifet sunduğu insanlardan; Kıt olan zanaatkâr ve sanatkârlardan birisini tanımak adına günü çok karlı kapadım.
Rıfat Ustaya bugün bir tiyatro, sinema oyununda oyna deseler; nice sanatçıyı cebinde çıkartacak hünerleri o kısacak zamanda, kahvelerin yorgun ve neşeli güne katkısı gibi, onun mizah, sanat ve zanaat kokan sohbeti de hücrelerimize geçti.
Hoşluk, neşe içinde ayrılırken; harekete ve hünere tutunmuş insanların birbirine olan güzel muhtaçlığını iç çekerek mırıldandım; büyük bir zenginliğe sahip, mirasyedilerin mirası gibi değil; doğanın mevsimleri ve süreçleri gibi kabul eyledim.
BOYNU BÜKÜK SOKAK, PARK LAMBALARI
————————————————————–
Bir zamanlar Küçük Emrah’ın bir şarkısı, filmi vardı,”Boynu bükükler!” Acıları, dermansızlığı, bitkinliği anlatıyordu…
Süleymanpaşa Belediyesinin Sokak, park düzenlemelerine en iyi estetik görünüşü katan nesnelerden birisidir sokak ve park lambaları.
Bu düzenlemelerden birisi; Kolordu Caddesi, diğeri de sahildir. Birçok insanın bu lambaların altında fotoğraf çektirdiğine tanıklık ediyorum. Görüntüleri oldukça hoş, hatıra çekilen fotoğrafın arka fonunu zengin ve zarif tutan objeler.
Bu lambaların görünüşü, ışıklandırması güzel olmasına güzel de; lambaları taşıyan kısımları oldukça ağır demirden yapılmış. Buna rağmen bu ağırlığı taşıyan parçalar ise içi boş borulardan tercih edilmiş.
Şimdi, bu ağır başlı lambalar yavaş yavaş boyunlarını bükmeye başladılar. Çünkü ağırlığı taşıyan içi boş buruların dayanma gücü bu kadar. Yani; işin içine fizik, kimya kanunları giriyor.
Boynu bükük lambaların arızalı olanları çok basit bir şekilde değiştirilip, halkın, özellikle altlarında oynayan, dolaşan çocukların ciddi yaralanmaları önlenebilir. Bu hatırlatma yazısı ikinci kez kaleme alınıyor. Süleymanpaşa Belediyesinin Halk ve Basın İşleri Bölümü ne hazindir ki yeterince dikkate alınmadığı, çalıştırılmadığı için bu duyarsızlık bir türlü görülmüyor.
Bizde meşhur şey; Kervan yolda düzülür! Deneme yanılma yoluyla; ölenler ölür, kalanlar kalır… Şayet bu lambaların altında bir yaralanma, kaza olayı olursa; kamusal görevimi yapmanın huzuru içinde olacağım kesin. Ama yeter mi böyle kuru bir huzur? Yetmez!