Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
( Çiçek Parkı Merdivenleri Çöplük Gibi )
Bazıları Tekirdağ’ın gelişmemiş oluşunu, şehir kimliğinden uzak sokak ve caddelerini tepelik oluşuna bağlar. Ne hazin bir yanlış düşünce ve algı, diye acı acı tebessüm ediyorum böyle açıklamaları duyunca…
Mimarinin, mühendisliğin Alplerin tepelerine dahi teknolojiyi taşıdığını düşünürsek, atalarımızın geride bıraktıkları taş ve ahşap kültürü, mahalle değerlerini bilince, şehrimize yapılan haksızlıkların, yanlışlıkların, plansızlıkların acısını neredeyse her gün çekiyor, hissediyorum.
Yahya Kemal Beyatlı’nın Bir Başka Tepeden şiirinden esinlenip verdim yazımın başlığını. Şairinin yaşadığı, aşk duyduğu şehre hediye ettiği dizelerdeki gibi;
“Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!”
Güneşin ağır ışınlarını göze alıp, tıpkı liseli zamanlarda yürüyüp çıktığımız gibi gittim Çiftlikön çiçek parkına. Yarısına kadar beton atılmış, yarısı toz toprağın kucakladığı, plastik sandalyeleri, koyu gölgeleriyle belki de kırk yıl öncesinin anılarını aradım gizliden gizliye.
Balıkçı Mustafa Amca sıklıkla anlatırdı baktığım yönün eski Sandalcı Mahallesi anılarını. Ayakkabıcı Osman Amca da öyle, çocukluğunun geçtiği yerleri gözleri parıltı saçarak anlatır…
Yaşlı çam ağaçlarının ardından, küçük de olsa bir tepenin üzerinden baktım şehrimin kıyılarına tutunmuş denizine. Belki de en değerli olabilecek bir yer, sanki kır değil, yüz yıl öncesinden kalmış gibi bakir bir halde, kendi sesleri arasında bile ıssızlığın türküsünü söylüyordu.
Fatih Sultan Mehmet Bulvarı üzerinden yukarıya, şehre yukarıdan bakacak tepeye-şehir otogarına uzanan merdivenlerden yukarıya yürüdüm. Çöpün, pisliğin her zerresinin biriktiği, sanırsınız ki insanların çoktan buralardan göç ettiği merdivenlerden.
Şehre istikrarın bakış açısı, hizmetin en değerli ve kalıcı olanı ne zaman gelecek diye merak edenlere ancak; “ Umudunuzu yitirmeyin arkadaşlar, efendiler” diyebilirim. İhmalkârlığın tahtına kurulmuşluğu bu şehri hiçbir zaman terk etmeyecek mi?
Tam da şehir otogarın karşısı, bulvar ile otogar arası, en eski mahallemizin kalbinde sayılacak, yerleşik insanımızın yanında şehrimize dışarıdan gelenleri en iyi ağırlayacak parkı, neredeyse yok sayıyoruz. Burada işleyen çay ocağı da olmasa, tam manasıyla terk edilmiş bir yer haline dönüşecek…
Oysa bu park, belki de şehrin en değerli, huzurun kalp atışlarının en duyulan yeri olabilecekken, Kent Konsey binalarımıza bu kadar yakınken, görülmemesi, yok sayılması, derlenip toparlanmaması ayrı bir hüzün, ayrı bir gafletten başka bir şey değil…
Yapmasına yapıyoruz ama arkasını getirmiyoruz. Yöneticilerin altına verilen arabalar, halkın içine bir türlü katılmayan amirler, slogan atacak, bolca söz verecek. Yaptıkları parkların, bahçelerin insanlarımız tarafından niçin dolmadığını bile anlamak istemeyecekler…
Ya hor görecekler insanımızı; “ Bu halka da yaranılmıyor!” diyecekler, ya da seçim zamanı her zaman yaptıkları gibi bal tasıyla dolanacaklar, sokaklarda, caddelerde…