Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
( Yitik Postacıların Yok Edilmiş Mezarları)
Yıkılmaya yazgılı Mezarsız bir iskelet, Dayanmıyor yüreğim Esen acı rüzgâra
1644–1694 yıllarında yaşamış Japon şair Matsuo Başo’nun şiirinden bir alıntı, başlıkla kendi yöremizin kadim zamanlarda kalan acıklı bir öyküsünü paylaşacağım; yazacağım.
16 veya 17 yıl önce, Ganoslar-Işıklar Dağları bölgesinde, Yeniköy ile Uçmakdere arasında Postacılar Mevkii denen yerin yakınlarında ilk gece kampını kurduk. Ne çadırımız var ne de gece kampına uygun donanımlarımız…
Yunus Usta iki battaniye getirmiş gece ayazı ve ormanı, toprağı besleyen çiğ taneciklerinden korunmak üzere. Ben ise hediye idilmiş, bedenime uygun olmayan bir uyku tulumundan başka bir şeyim yok. Bir kolumun dışarıda kaldığı uyku tulumu…
O günün akşamüstü sağlam bir ateş yaktık kuzey rüzgârı deli deli eserken. Uçurumun hemen kenarında, taş, toprak olan, orman yangınına uzak bir yerde. Aşağısı alabildiğine vadiler, uçurumlar ve denizle örtülü. Bir gizem, bir heyecan, yepyeni deneyimlerin ilk adımları…
Yeniköy, Uçmakdere diyarlarına adım attığım ilk anlar bu zamanlar. Rahmet ile andığım minibüsçü Selahattin Bey’den çok dinlerdim Yeniköy tepelerini, dağlarını. Öyle bir anlatırdı ki keçileriyle çıktığı dağ ve tepeleri, sanırsınız İsviçre, Heidi’nin dedesinin yaşadığı Alplerde bulunan dağlar, vadiler, Ganoslar diyarında…
Henüz hava kararmamıştı akşam yemeğini, ateşin közlerinde pişirdiğimiz balıkları yerken. Gün geceye süzülürken kamp alanımızı araştırırken, aynı zamanda kuru odun toplamaya başladık.
Bölgeye niçin Postacılar Mevkii verildiğini de canlı canlı öğrenmiş oldum. Kuru odun ararken, eski Uçmakdere yolundan beş on metre orman içerisinde gördük mezarsız iskelet parçalarını…
Bir tarafta kaval kemikleri, kol, kafatası, belki de yüz yıl önce hain bir pusu vaktinde ölen, öldürülen postacıların kemiklerinden geriye kalanlar, define arayıcılar tarafından darmadağın edilmiş, artık mezar olmaktan çıkmış çukurun dışındaydılar. Usulca geriye attık; mezarsız iskeletlerden kalan iskelet parçalarını.
Yaşadığı zamanlar, belki de dimdik duran, onuru, gururu, hoşgörüyü veya başka karakter biçimlerini ifade eden bedenden geriye kalan erimiş, horlanmış kemikler, o gün bugün acı soslu bir hatıranın kaynayan kazanında bekliyor.
Daha fazla kazanmak, terlemeden hemencecik zengin olmak isteyen insanların, bütün kutsalları, saygın olan değerleri yerle bir eden korkunç yağmacılığı sayesinde o gece, postacıların iskeletlerinin olduğu eski mezar yerine yirmi metre yakınlarda yaktık kamp ateşimizi. Neredeyse bütün gece kuru odun taşıyıp da beden ısısını korumaya çalıştığımız, gece kampı için ilk adımların atıldığı gecenin uçsuz derinliği içinde gökyüzü, sayısız yıldızın dehşet verici derinliği içinde örtüyordu yeryüzünü. Durmayan bir döngü, saatte 110 km hız yapan dünya, uzayın içerisinde kapana kıstırılmış bir yaşam hapishanesi içinde, ne çok oyalayıcı şeyler sunuyordu, yazgısı yaşlanmak, dönüşüme yem olmak olan biz insanlara ve insancıklara…
Ülkemizin postacılık tarihi, ilk posta pulunun basılması neredeyse 185 yıl geriye gidiyor. O gün bugün, kar, yağmur, soğuk, sıcak demeden yollarda olan, aramızdan ayrılan ve yaşayan tüm postacıların yürekli adımlarını kutluyorum.
Yeniköy Uçmakdere arasında bulunan Postacılar Mevkii’nde iki postacının artık olmayan mezarlarının, tüm postacıların ruhlarına, hatıralarına bir saygı, teşekkür; anma, hatırlama olarak yeniden yapılması gerekmez mi?
Sembolik bir mezar taşı-kayası ve onların öyküsünü anlatan kısa bir şiir ile şehir insanımız için aidiyet duygularının canlandırılması gerekli bir maneviyat; gelişime, dönüşüme katkı veren, huzur verici, koruyucu bağ ve yapıştırıcıları olacaktır.
Sayın PTT Baş Müdürüm, bu işe bir el atsanız; bu şehre, kasaba ve köylerimize hizmete adanmış iki postacıların kayıp anıları, hatıraları adına hizmet yapmak için, bu yeri ve bu insanları araştırsanız, şehrimizin kayıp tarihinin bir parçasını geri kazandırsanız?