Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Zaman zaman şehrimizin değerlerini gazetemiz Habertrak köşesinde anıyor, hatırlatıyor aynı zamanda şehrimizin kültürel, sosyal ve manevi hafızasına kendiminkiyle birlikte seslenmeye çalışıyorum.
İki hafta önce “Aytaç Oy Nerede?” başlıklı köşe yazımdan sonra arayan insanların seslerinde ve bakışlarında derin özlem ve hüznü yan yana gördüm. Aytaç Oy’u tanıyan, sevenlerden gelen öneriler doğrultusunda Çerkezköy Bakımevi’nde bulunan yazarımızı, şairimizi ziyaret etme kararı verdik.
Bu konuyu Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Albayrak’a açtığımda hiç tereddüt etmeden Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı, Kültür Şube Müdürlüğü’nü aramamı, Şube Müdürü Hüseyin Güler’in bu konuda yardımcı olacağını bildirdi. Öyle de oldu, Hüseyin Güler’e yaşlı şairimizin, yazarımızın Çerkezköy Bakımevi’nde kaldığını, gitmek, onu ziyaret etmek insanların olduğunu söyleyince o da duyarlılık gösterip, bizleri oraya getirip götürecek aracın hazır olduğunun müjdesini verdi.
Şehrimizin sosyal, kültürel ve manevi değerlerine saygılı olmanın ötesinde oldukça duyarlı olan arkadaşlarımız;
Sıtkı Karslıoğlu ve sevgili eşi Semra Karslıoğlu, eski İl Kültür ve Turizm Müdürü Mehmet Altaş, eğitimci yazar Namigar Başbuğoğlu, sevgili eşi, Bülent Başbuğoğlu, Namık Kemal İl Halk Kütüphane Müdürü Hamide Çakır, sevgili eşi, Mehmet Çakır ve şehrimizin kadim esnaflarından Necmettin Tez beyefendilerle birlikte şoförümüz Serdar Bey, dikkatli sürüşü değerli bir gün, buluşma, hatta kavuşma anı yaşamımıza neden oldu.
Son ana kadar tekrarlayacağım bir söz, inanç ve felsefedir; Koşulsuz sevgiler, buluşmalar ve harcanan emekler; sımsıcak francala ekmeği, köy fırınından çıkmış kokuları komşu evlerden duyulan köy ekmeği kadar değerlidir. Yansımaları tahminlerin çok ötesine taşar. Bir defa, tanıklık edilen zamanın resmini, evrenin öz çocukları olan bizler; hem kalbimizde, hem de zihnimizde saklarız. Neredeyse her hatırlayışta ölü bir hatıra gibi değil, taptaze ve güne ait yaşanan an kadar değerli bir akış sağlar…
Aytaç Oy ile her konuşmamızda küçük de olsa yepyeni anıların başlangıçların kapılarını aralıyoruz. Bu gidişimizde kısacak görüşmelerde bile bavullara, çuvallara sığmayacak kadar güzel bakışlar, seslenişleri topladık.
Zaten, boy ve post olarak küçücük bir insan, yaşlandıkça daha da küçülmüş, tıpkı onun anlattığı ortaokul zamanlarındaki iki küçük afacan zamanlarına inmişti. Bu sırada anlattı şehrimizin taş mekânı olan yerde, o günün Namık Kemal Ortaokulu’nda yazar, şair ve eğitimci Öksel demir ile birlikte sıra ve okul arkadaşıymış.
Aytaç Oy; sekiz no’lu öğrenci; o günden bugüne yarım yüzyılı çoktan geçen ömrü, her daim TEKİRDAĞ için attı. Yıllar önce yazdığı yazılara dönüp bakarsanız, onların sıradan ve sırf yazılmak için yazılmadıklarını görür, Aytaç Oy’un şehir sevgisiyle bütünleşen, sanatın, sosyolojinin, kadirşinaslığın da demlerini bulabilirsiniz…
Bir saatlik süren yolculuğumuz sonucunda Çerkezköy’e geldik. Genç insanların sorumluluğunda olan Trakya Bakımevi çalışanları oldukça sıcak bir şekilde karşıladılar bizi.
Sayın genç müdürümüz;
Ve o an; beklenen buluşma, yine ikramların, çayların hazırlandığı bir salonda gerçekleşti. Görmeliydiniz küçük görünen büyük düşleri, emekleri, şarkıları, şiirleri olan sanat insanın yüce halini! Dopdoluydu gözleri, kalbi kadar, vicdanı kadar…
Çizgili lacivert takım elbisesinin altında ak, tertemiz bir gömlek ve kırmızı kravat takmıştı. Siyah paltosu ve bastonu ile bizi bekliyordu. Kaç kez yaşanın böyle anlar? Mitolojinin, masalların, rüyaların içine germek gibi bir şey; koşulları, kavramları aralayıp saf olana yürümek…
Güzel anlar çabuk geçer; ispatlanmış bilimsel bir gerçektir. Gel desek koşa koşa gelecek sevdiği Tekirdağ Süleymanpaşa’ya.
En çok neyi özledin Tekirdağ’ın dediğimde;
Denizi, Mangal Döner’in dönerini, Kenan’ın böreğini, Hacıoğlu’nun köftesini diyerek boynunu büktü; Namık Kemal Ortaokulu sekiz no’lu öğrenci gibi; çok şey dedi o büyülü ve sırlarla dolu suskunlukta; çok şey…