Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
( İlhan Öğretmen, Sizi Ayakta Alkışlıyorum )
Hani bir laf vardır; “ Yediğin içtiğin senin olsun! Gezdiğin yerleri, gördüklerini anlat! Diye… Bu lafın diğer büyük öğretiler gibi laf olsun diye söylenmediğine yürekten inanıyorum.
2 Aralık gününün gecesi Tarihi Beş Evler mekânında, yıllardır tekrarlanan buluşmalardan birisini yaşadık. Bu tür buluşmaların görünen amacı; dost, arkadaş ve tanıdıklarla birkaç ay aralıklara bir araya gelip, sosyalliğin, kültürel dönüşümün hal hatırlarını sormak…
Ortalama dokuz on kişinin katıldığı, bazı arkadaşlarımızın, işleri nedeniyle birkaç yılda bir araya gelip sohbetin demine dem kattığımız zamanlardan birisini yaşadık.
İlhan Öğretmen ile babası İlyas Öğretmen, neredeyse üç yıldır etkinliğimize gelememişlerdi. Bu sefer, renklere renk, seslere ses, sohbete ayrı bir ayrıcalık kattılar…
Katılan arkadaşlarımın tamamı değerli ve önemli insanlar. Her birinin yaşam öyküsü, yaptıkları işlerin tecrübesi çok farklı! Fakat İlhan Öğretmen ( Güneş ) ve babası İlyas Öğretmen ( Güneş ) daha da farklı… Neden mi? Daha çok geziyor, daha çok okuyor, daha çok merak ediyor ve daha çok öğreniyorlar.
İlhan öğretmenin beş yabancı dil bilip, altıncıyı, yedinciyi öğrenme merakı, heyecanı içinde olduğunu burada anlatmayacağım. Babası İlyas öğretmenin de dört yabancı dil bilip, aynı zamanda oğlu gibi çevirmenlik, rehberlik ve yoldaşlık yaptığını da burada anlatmayacağım.
Birbirine inanan, tahammül eden ve yenilenmek, dönüşmek ve yaşamı rakamlara bağlamayan, yaş baş aldım diye yaşam ritminden uzaklaşmayan arkadaşlarımın ağzı açık ama bir o kadar onur duydukları bir öyküyü; İlhan öğretmenin “Taş Yerinde Ağırdır.” Sözüne muhteşem bir değer, katkı sunuşunu anlatacağım.
Sosyal ve kültürel yaşam deyince çoğu insan sadece yeme içme diye bilir, düşünür ve yeme içmenin rüzgârıyla, buzul akıntılarıyla dönüşür ve kendilerini sadece birkaç alanda kısıtlar ve öylece kalırlar. Saygı duyarım; kim nasıl kalmak isterse öyle kalma, yaşama hakkı, her daim şapka çıkartılacak derece saygın bir hak olmalıdır…
Bir de yeni şeylere merak etmiş, hareketin, dönüşümün içinde olup, evrimin öz evlatları olduklarını unutmayanlar vardır; işte, bizleri bir araya getiren, sosyal ve kültürel çağrılar bu inançlardan besleniyor.
Koşulu kaldırıp, saygıya yapıştığınız vakit, o gizli güçler, gizemli sesler ortaya çıkıyor. Yemekten önce herkes beş on saniye arşiv için konuştu. Gecemize onur katmanın heyecanı içinde teşekkürler sundu.
Söz İlyas öğretmene gelince şiirin bam teline dokundu; “ Sevgi ve dostluk baş tacı olsun/Sevgi biterse duygu yok olur…”
Sözün içinde söz İlhan öğretmene geldiğinde Japonya seyahatini ve Japon kızıyla yaşadıkları sevgi şölenini sordum. Cevabı; doymuş, tok ve öğrenmeye aç bir insanın samimiyeti içinde verdi:
—Sevdiğim Japon kızı, fabrikatör olan babasının iki kızından birisi. Ailemi tanımak, sevgimizi aile kutsiyeti içinde taçlandırmak için Türkiye, Tekirdağ’a geldiler. Japon sevgilimin ailesi de bizi çok sevdi. Kuracağımız yuvanın yanında olacaklarını söylediler. Ama bir tek şart aradı sevgilimin babası; “ Japonya’da bizimle yaşayacak, malımın-mülkümün başında olacaksın!”
— Kabul etmedim… Hüzünlü, gözyaşları içinde bir ayrılık oldu.-Niçin bu zenginliği teklifi kabul etmedin?-Önceliğim para değildir. Buradaki yaşamıma çok yatırım yaptım. Ve Tekirdağ’ı, ailemle birlikte olmayı seviyorum…
Taş yerinde ağırdır… Bir zenginlik, fabrikatör bir baba duyunca kaç insanın ağzı sulanmaz? Ama bilgi, görgü, tokluk ve kültürel zenginlik, nazikçe reddetmesini bilir… Kültürel, sosyal yaşama dâhil yemekler-buluşmalar ve sohbetler böyledir; demli, saygın, içten ve dönüşüme davet eder insanın özünü…