Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Prof. Dr. Savaş Genç’in YouTube’da yaptığı konuşmaları ilgiyle takip ederim.
12 Eylül 2023 tarihinde yaptığı konuşmayı sizinle paylaşmak istiyorum.
Konuşmanın linki: https://youtu.be/Lt7jwWRo1dM?si=ZpfeGIkI2ceyIkvj
Ayrıca “söz uçar, yazı kalır” düşüncesiyle, aşağıda, konuşmanın, yazıya uygun hale getirilmiş metnini veriyorum.
“Efendim Merhabalar.
Siyaset hepimizi çok fazla yordu.
Yaşadığımız hezimetleri, sonuç alınamayan girişimleri, liderlerin şahsi çıkarları gibi hamleleri bir tarafa bırakacak olursak, (…), literatürde karşılığı başkanlık olmayan, adına Türk tipi Cumhurbaşkanlığı sistemi denilen sistem, insanı siyasetten nefret ettirecek kadar kutuplaştıran, ayrıştıran ve kitleleri inandığı adaylara, partilere, fraksiyonlara ya da ideolojilerine göre tercihlere yönlendirmeyen, onları baskı altında tutan ve ittifaklara mahkum kılan bir sistem var.
Zaten burada, seçimi kazansanız bile, netice alsanız bile, içinize sinmeyecek bir galibiyet almış olacaksınız.
Zira sistem sizi bir tarafa doğru ittiriyor, bir tarafa doğru sıkıştırıyor.
Biz buna ittifaklar siyaseti diyoruz.
İttifaklar siyaseti, Türkiye’yi nereye sürüklüyor, ittifaklar siyaseti sonrasında kazanan kim olmuş olacak, kaybeden kim olmuş olacak, tamamını özetliyorum.
Kemal Kılıçdaroğlu, Ekrem imamoğlu’nun İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olacağını açıkladı.
Şimdi Kılıçdaroğlu’na şu soruyu soralım.
Sen İstanbul’a aday olmuştun.
Çok daha düşük profilli rakiplerin karşısında seçimi kaybetmiştin.
Ekrem İmamoğlu, geçmişinde başbakanlık yapmış olan Binali Yıldırım’a karşı seçimi kazandı.
Sen, işte o günlerde, Kadir Topbaş olan rakibinin karşısında çok ağır bir yenilgi aldın ve İstanbul’u kazanamadın, ama partiyi elinde tuttuğun için, bugün hala adayları sen belirliyorsun.
Öncelikle şunu konuşmamız gerekiyor: Demokratik bir partide, demokrasinin işlediği bir partide, kimin
aday olacağına tek başına genel başkan ve danışmanları karar vermez, veremez.
Bir ön seçim yapılır, seçim için bir heyet kurulur, istişare halinde listeler belirlenir, adaylar belirlenir ve seçime gidilir.
Yani sadece ittifaklar siyaseti size bir şey dayatmıyor, siz oy verdiğinizi ve demokrasi içinde tercih yaptığınızı zannediyorsunuz.
Hayır, hayır, siz, bir genel başkanın belirlediği listelerden kimin çıkacağını, ne kadar adayın seçileceğini belirliyorsunuz, ya da, yüzde kaç oranında bu listelerin meclise, il genel meclisine, vesaire, gideceğini belirliyorsunuz.
Bunun adı demokrasi değil, bunun adı demokrasi olamaz.
Bir tarafta ittifaklar siyasetiyle istemediğiniz, tam da gönlünüzden geçmeyen fraksiyonlara mahkum ediliyorsunuz, o mahkum edilmişlik yetmezmiş gibi, bir de hücre hapsine atılıyorsunuz.
Zira o yönlendirildiğiniz yerdeki adayları ve listeleri genel başkanlar belirliyor.
Bu nedir?
Türkiye Cumhuriyeti 100 yaşında, 100 sene önce cumhuriyete geçmiş ve kademeli olarak da demokratikleşmeye azmetmiş, kendine hedef edinmiş bir ülkeden bahsediyoruz.
Bu nasıl bir rezalet?
Bu nasıl halkı küçük görmek ?
Şimdi konuştuğunu zaman liderler, özellikle entelektüellerin, akademisyenlerin yaptıkları yorumlar üstünden çıkıp ne derler?
Halk dalkavukluğu yaparlar, halkı kutsarlar ama iş seçime gelince, karşınıza nasıl çıkıyorlar ?
Sizi fraksiyonlara dayatan, sizi ittifaklara mahkum bırakan, orada da listeleri kendi elleriyle yapan ve size seçme şansı tanımayan bir sistemi kutsayıp ön plana çıkartıyorlar.
Şimdi tüm bu hikayenin üstüne Türkiye şunu tartışıyor.
Partilerin yerel seçim stratejisi ne olmalı?
Ne partisi?
Ne partisi?
Karşınızdakilerin adına parti diyebilir miyiz?
Siz siyasal partinin ne anlama geldiğini biliyor musunuz?
Bir siyasal partide karar alma süreçleri nasıl İşler, başarısızlar nasıl cezalandırılır, başarılılar nasıl taltif edilip ön plana çıkartılır, bunlardan haberiniz var mı?
Bakın Almanya’da göçmen kökenli Cem Özdemir bakan oldu, kabineye girdi.
Hollanda’da, çok yakında Türkiye kökenli Tunceli’li bir hanımefendi, başbakan olacak.
Bu örnekleri artırabilirim.
Bir de kendi ülkenizi düşünün bakalım.
Bırakın bir göçmen kökenlinin, bırakın bir yabancının, bileğinin hakkıyla dersini çalışmış, iki
üç dil bilen, çok iyi konuşan, bir sürü kalifikasyona sahip olan gençlerin, siyasette el etek öpmeden bir yere gelmesinin imkansız olduğu bir sistem inşa etmişsiniz.
Böyle mi gidiyorsunuz, yüzüncü yılda Türkiye’yi taşıyacağınız yer neresi olabilir ki?
Bir de şöyle bir şey var, yani hiç mi utanıp sıkılmıyorsunuz?
Siz de bir dönem gençtiniz.
Siz de bir dönem işte bunları eleştiriyordunuz.
(…)
Kılıçdaroğlu da CHP çapında (otoriter sistem) kurdu.
Farklı farklı liderler, kendi güçleri nispetinde, kendi partilerinde aynı diktayı, oligarşiyi kurdular.
Böyle bir yapıda ancak şans eseri bir lider çıkar, ömrü yettiğince sizi kısmen 3-5 gün iyi yönetir .
Ondan sonra da o sistem bozulup devrildiğinde tekrar sıfırdan başlarsınız.
Bu kabul edilebilecek bir tablo değil.
Seçmeni stratejik oy kullanmaya mahkum eden bu sistemden kurtulmanız gerekiyordu.
Belki de şu altılı ittifaka yürekten ve çok güçlü bir şekilde destek vermenin en önemli nedenlerinden bir tanesi o güçlendirilmiş parlamenter sisteme geri dönme vaatleri idi.
Tabi bir tarafta onlar bunu vaad ederken, diğer taraftan da, Yeniden Refah Partisi, halkımıza soralım, şeriatın gelmesini istiyorlar mı diye caka satmaya başlamıştı.
Size 10 soruluk bir şeriat İmtihanı yapsam yüzde doksanınız sınıfı geçemezsiniz.
Ne isimleri biliyorsunuz, ne ulemayı tanıyorsunuz, ne islam tarihini biliyorsunuz, ne kavram hakimiyetiniz var, ama, sakız gibi ağzınıza doladığını sloganlarla, ben de bu taraftan din üstünden toplumu nasıl kutuplaştırırım, nasıl ayrıştırırım teraneleri çalıyorsunuz.
Sizin partinizde bu saydığınız konular üstünde, SSCI indeksli üst seviyeli yayınevlerinden çıkmış kitaplarda SSCI indeksli dergilerde, kaç tane yayın yapmış danışmanınız, üst düzey akademisyen elemanınız var
Bu kadar toslamış bir ülke, kendi savunduklarının ne olduğunu bilmeyen, nereye gideceklerini bilmeyen, hangi istikamette halkı nereye götürürlerse netice alabileceklerinin farkında olmayan, siyasi elitlerle karşıkarşıyasınız
Yani Türkiye’nin çok kötü hallerini gördük ama çok samimi söylüyorum, bu kadar kötülüğün bir araya gelip, bu kadar boş adamın bir araya gelip, Voltran’ı oluşturdukları bir dönem, bir dönem daha olmamıştır.
Bakın, diyebilirsiniz ki şu şu yıllardaki elitler de çok iyi değildi.
Doğru, olmayabilir, ama o yıllarda ne vardı biliyor musunuz?
Tıkır tıkır işleyen kurumlar vardı.
Denge denetim sistemi vardı.
Öyle ya da böyle, daha özgür, görece olarak daha özgür bir medya vardı.
Bunların hiçbiri olmadığı gibi, bir de eğitimden size bazı veriler vereyim.
OECD ülkeler arasında yapılan araştırmalarda OECD raporuna göre, Türkiye 40 OECD Ülkesi arasında eğitime yatırım yapan 38. ülke olmuş, yani sadece iki tane açlıktan karnı guruldayan ülkeyi geçebilmiş Türkiye.
Ee, halkına yatırım yapmıyorsun, siyasi elitler bomboş ortalıkta geziyor, parti sistemin, siyasal sistemin, kurumların darmadağın olmuş ne çıkartacaksınız?
Bakın en büyük kumarbazı getirin böyle bir kumar oynamaz.
Ülkenin tüm eğitime yatırım yapmamak, eğitimi yerle bir etmek, liselerin içini boşaltmak, bir ülkeye yapılabilecek en büyük kötülüklerden bir tanesidir.
Biz bunları tartışırken bugün dış basınına şöyle bir haber yansıdı.
Biliyorsunuz çok çok geliştirilmiş bir uzay teleskopu gönderildi.
James uzay teleskobu.
İnanılmaz kareler gönderiyor.
Bunlara sadece böyle şaşırarak bakılan görseller olarak bakmıyor bilim adamları.
Oradan bir sürü çıkarımlar yapıyorlar, çok büyük bir ihtimalle yaşam belirtisi olan, yanılmıyorsam, yaklaşık 12 milyon ışık yılı ötede bir gezegen keşfettiklerini düşünüyorlar.
Tabii ki henüz çok erken, bu kadar uzak mesafeden detayları ve çok daha önemli verileri tespit etmek çok zor, ama bilim Dünyası 12 milyon ışık yılı ötedeki bir gezegenden veri toplayıp onun üstünden buluşlar yapmaya çalışırken, OECD raporuna göre, üye ülkeler arasında en sonlarda olan eğitim yatırımlarında bir ülkenin geleceğinin ne olacağını da bugünden iyi kötü görebiliyoruz.
Erdoğan (…) propaganda yaptığı zaman ne diyor ?
Bir seçim meydanlarında, eğitimle alakalı kurduğu cümlelere bakın bakalım.
(…)
“Şu kadar derslik yaptırdık.”
(…)
“Şu kadar derslik yaptırdık” ne demek?
Toki, Toki diliyle eğitimi anlatıyor size.
Derslik ne ya ?
21 yüzyılda bir devlet şu kadar derslik yaptırdık diye övünebilir mi ?
Pisa Studies’de sen neredesin ?
Dünyanın en önemli eğitim araştırma raporu ve puanlamasını yapan Pisa Studies’de senin ülken nerede ?
Senin lise mezunların, senin yaptığın sınavda kaç matematik fizik kimya neti yapabiliyor?
Bu kadar utanç verici verilerle yüzleşmeden, bu kadar utanç verici verilerin üzerine kafa yormadan, sadece yaptığınız dersliklerle övünürseniz, dünya size şöyle der: Siz eğitime değil betona yatırım yapıyorsunuz, alacağınız karşılıkta ancak beton olabilir.
Evet, Türkiye’deki gerilen siyaset, kutuplaşma, kutuplaşma üzerinden ittifaklar siyaseti, kitleleri oraya hapseden, bir de orada hücre hapsi kurup, genel başkanların belirlediği adaylara sizleri mahkum kılan siyaset üstünden, size bir Türkiye fotoğrafı yorumlamaya çalıştım.
Bir sonraki yayında tekrar birlikte olmak üzere efendim, hoşça kalın.”
Not: Prof. Dr. Savaş Genç’e konuşmasından alıntı yapılacağı konusunda bilgi verilmiştir.