Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
“Kervan yolda düzülür” mantığı, düşüncesizliği on binlerce canımızın yok olmasına, on binlerce binamızın moloz yığını haline gelmesine neden olmadı mı?
Daha iki yıl önce İzmir depreminde 114,Elazığ depreminde 41 kişi öldü. Yüzlerce yaralı ve yüzlerce bina oturulamaz hale geldi. Şehirleşmeyi, DEPREM gerçeğini ciddiye almamanın sonucu hep aynı gözyaşları; “Sesimi duyan var mı?” trajedileri mi yaşanacak?
20 Şubat gecesi Şarköy açıklarında yaşanan 4.1 şiddetindeki deprem neyin habercisi? Birkaç saniyede bile insanlarda yaşattığı o büyük korkunç korku, panik, en sonunda yıllardır söylenen BÜYÜK TEKİRDAĞ DEPREMİ için ne gibi hazırlıklar yapıldı ve yapılıyor?
Harika demeçler verip, hızla büyüyen şehirlerin aynı hızla dönüşümlerini sağlayamadık. Üstelik yıllardır deprem vergileri toplandığı, yaşanacak büyük kırılmanın, o muhteşem korkunç enerji boşalımı sayesinde yüz binlerce insanımızın etkileneceğini bile bile; denizlerin kenarlarını işgal etmeye devam ettik. Yeşil alanları, dere yataklarını, deprem toplanma alanlarını hiçe saydık! Niçin?
Bilim insanları hep söylemiyor mu; deprem öldürmez! Cehalet, gaflet; çürük yapılar öldürür, diye…
Bilim insanlarını ciddiye almayan memleketlerin iki yakasının kapanmadığını anlamak için çok ama çok uzaklara bakmak gerekmiyor. Ülkemize bakmalıyız. Binlerce yıllık uygarlıkların yeşerdiği, kök saldığı yerin kadim insanları olarak bir türlü deprem gerçeğiyle tam manasıyla yüzleşemedik.
Tekirdağ, Marmara yaşanması beklenen BÜYKÜ DEPREM ile yüzleşmeye ne kadar hazır? 8-9 şiddetinde beklenen,20-24 atom bombası etkisi yapacağı hesaplanan o korkunç enerji boşalımı sonucunda yapılarımız ne kadar dayanacak? Zamansız ölümler, akıl almaz acılar, kayıplar yaşandıktan sonra SORUMLU ve SUÇLU aramak neyi çözecek?
1999 depreminin üzerinden yirmi yıldan fazla zaman geçtiği halde, bu konuda 1 milyon insanın yaşadığı, Türkiye sanayisinin çok önemli bölümünün bulunduğu Tekirdağ, çürük binalarından arındı mı? Arınmadığını pekâlâ herkes biliyor. Peki, ama daha neyi bekliyoruz?
Elli, altmış yaşını geçmiş binlerce bina, o büyük depremden sonra kendiliğinden yıkılmasını mı bekliyoruz? Yine ağıtlar, destansı acılar yaşanıp, aylarca konuştuktan sonra unutacak mıyız?
Japonya’yı, gelişmiş ülkeleri örnek göstermeye bıkmadık mı? Bizler ne zaman örnek alınacak öncü devlet haline geleceğiz?
Dünyada felaketlerden en çok etkilenen, en çok can kaybı veren memleketler arasında ilk 5 arasında yer almamız tesadüfü mü?
Dönüp dolaşıp bütün deprem senaryoları Tekirdağ’ın ismini en öne çıkartıyor. Ülkemize, bölgemize ve Tekirdağ’a en büyük zararı verecek Kuzey Anadolu Fay Hattı, dünyanın en hareketli depremi olarak biliniyor. Kararlı, disiplinli bir şekilde kırılmaya, yeraltında biriken o büyük, muazzam enerjiyi açığa çıkartmaya devam ediyor.
Dünyayı şekillendiren en önemli doğa olaylarından birisidir depremler. Önlem almayan, bu konuyu bilimsel açıdan önemsemeyen nice kadim millet depremler ve yanardağlar yüzünden yerle bir oldu. Çoktan, kayıp medeniyetler ülkesine göç ettiler.
Yaşanması gereken büyük deprem, kapımızı çalıyor. Uyarılarını yapıyor. Mühendisliği, mimariyi, doğanın kalp atışlarını; ÖNEMSEYİN! Diyor; ısrarla… Bunca kurban-YIKIM yetmedi mi?
Sözün özü; Tekirdağ yaşanacak BÜYÜK DEPREME ne kadar hazır? Bölgeyi yerle bir edeceği sanılan deprem olması kaçınılmazken, ortaya çıkacak kurtarma çalışmaları için araç ve personel; AFAD, ne kadar hazır?
Binlerce personel, araç, alet almanın yanında, çok acilen dönüşümü başlatmak, daha az kayıp, zarar, ziyan ve yüksek moral olmaz mı?