Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Niçin bu kadar yabancı kalıyoruz sanata ve sanatçıya? Okuryazar olmakla, düzgün, kavgasız, barışçıl yaşamlarla övünürken, yaşadığımız şehir tüm ülke insanları için çekim yeri olmuşken; bizler; sanata ve sanatçıya niçin bu kadar yabancıyız?
İlk etapta yöneticileri suçlayalım! Hadi; hep birlikte yapalım bunu! Yöneticilerimizin sanat ve sanatçıdan yana olmadıklarını bağıra, çağıra söyleyelim. Hatta haykıralım! Biz bize benzeriz; yöneticiler de bizim içimizden çıkmış insanlar…
Yakın bir zaman önce kaybettiğimiz gazeteci arkadaşımız; neredeyse tüm hayatını “isyan” haliyle yaşadı. Kızdı, kırıldı çoğunluk küslük içinde yaşadı. Ölümünden bir ay önce onunla yapılan bir röportaj tarihi anlara tanıklık etti. Gazeteci arkadaşımız, hastane odasında oldukça fazla düşünüp durun tespitinde bulunduğunun üzerine basa basa vurguladı.
Esas sorunun bizde; kendimizde olduğunu ölüm döşeğinde sorgulamış ve ilk önce değişimin kendimizden başlaması gerektiğine inanmıştı.
Sanat yapıtları ve sanat etkinlikleri adına öne çıkan en önemli yöneticimiz; EKREM EŞKİNAT oldu. Heykellerden, oda müziklerine, oda orkestralarına kadar, hiç yaşamadığımız etkinlikleri yaşadık. Büyük çoğunluğuna katıldım.
Orada gördüklerim nelerdir? Halkımızın büyük çoğunluğunun bu tür işlerden haberi bile olmadığı… Olanların da zahmet buyurup katılmadığı…100–150 kişilik yerler bile dolmuyorsa; bu kadar güzel topluluklar gelip bizlere sanat gösterileri yapıyor, üstelik de bedava olduğu halde; bir yerde sorun var demektir…
Hadi hep birlikte yöneticilere vuralım. Vuralım vurmasına; yeterli tanıtmadıklarını söyleyelim! Özendirici olmadıklarını haykıralım! Tamam, da, halkın sevdası sanat ve sanatçı değil ki! Popüler olana, arabesk olana düşkünlük; neredeyse genlere işlemiş…
1980’li yıllarda sahilde bir bomba patlamıştı. Merdivenlerden yukarı çıkıyordum. Halkımızın büyük çoğunluğu ise aşağı iniyordu. Nereye gittiklerini merak ettim. Sordum; “Bomba patlamış, onu görmeye gidiyoruz!” dediler…
Halkımız, panayır kültüründen kurtulamadı… Bu da şunu gösteriyor; halka inmenin akademik, sosyolojik yollarını aramak; yine hünerli yöneticilere düşüyor.
En büyüm motorları, en yüksek araçları, en konforlu evleri almayı yöneticiler öğretmedi bu halka! Hazırı yemeyi, içmeyi; bitmez denen denizi bitirmeyi! Demek ki işine gelince her şey çarçabuk öğreniliyor!
Suçlamayı bir kenara bırakıyorum. Şehrimizde yerel sanatçıların, amatör sanatçıların hızla desteklenmesi gerektiğini savunuyorum. Onlar kimsesiz! Ortalıkta dolaşıyorlar. Kimisi şiir yazıyor, kimisi bir müzik aletiyle meşgul oluyor. Onların istekleri, beklentileri büyük değil…
Yerel sanatçıları; şairleri, müzisyenleri, yazarları mutlu etmek; onurlandırmak çok kolay! Bazen bir kahve, bir yemek, küçük bir onurluk…
Kendi şehir tarihimizi bile Macar Prensinin yazdığı günlüklerden öğrenmeye çalışıyoruz. Yarınlara bırakacağımız edebi, sanatsal, sportif kazanımlar, coşkular yoksa bugünde yok hükmünde yaşanmıyor mudur?