Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Tekirdağ’a iki saat, İpsala sınır kapısına ise yirmi dakika uzakta olan Ege’nin kıyıcığına kurulan bir şehir Dedeağaç.
Öne çıkan, özellikle Tekirdağ’lıları, Edirne’lileri, Kırklareli’leri etkileyen en önemli yönlerinden birisi hizmet sektörü; yeme içme, dinlenme mekânları… Tekirdağ Süleymanpaşa 200 Bin nüfusu çoktan aştığı, onlarca km sahili olduğu halde Dedeağaç kadar çekemiyor komşu şehirlerimizin insanlarını.
Neden? Yeme içme mekânlarımız pahalı! Hizmet anlayışımız kıt ve kısır bir döngüye saplanmış öylesine gidiyor. Tıpkı sönmüş bir yıldız gibi ışığı gitgide zayıflıyor…
Dedağaç’tan yeni gelen birkaç tanıdık, eş dost ile görüşme yaptım. Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ’da yaşayan bu tanıdıkların Yunanistan’a gider gitmez ilk uğradıkları yerdir Dedeağaç…
Neden Dedeağaç? Dediğimde ise ilk söyledikleri şey;
“Yeme içme mekânları çok ucuz… Hizmet çok içten… Caddeler, sahiller çok temiz…”
Bu tür sözleri her duyduğumda o milletin esnafı, saygınlığı adına sevinirken, kendi şehrim, kendi milletim, esnafım adına ise esef duyuyorum… Ne acı değil mi? Kadim milletimizin kadim şehri, üstelik 135 km kıyımız, ormanlarımız, efsanelerimiz ağzına kadar dolu.
Dedeağaç’ın öne çıkan bir başka tarafı da tarihi. Deniz Feneri, Demokrasi Caddesi ve Tarih Müzesi başköşeye oturmuş. Balık lokantaları, plajları, hizmet alanları gibi…
Akşam olunca sahil caddesi trafiğe kapatılıyor, insanların huzuru için her şey yapılıyormuş… Ya bizde? Kolayını bulsa araç trafiği evlerimizin içine kadar park edecekler. Sanırsınız ki sadece araçlara yönelik şehirler kormuş, geliştirmişiz…
Caddelerimizin, kaldırımlarımızın, sokaklarımızın pisliğini ise ne gören var, ne de duyan… Sahilimizde balık ekmek yiyecek insanlarımızın haline bakıp da acımamak elde değil…
Kötünün iyisi diyerek 30 TL verip balık ekmek alıyorlar. Kocaman ekmeğin içinde küçücük ithal uskumru; öylesine duruyor. Bir yudumda yiyebileceğiniz kadar zavallı halde…
Turizm demek hizmette, fiyatta, kalitede, temizlikte, tarihi alanlarda REKABET demek… Ya Tekirdağ’ın rekabet eden kurumları var mı? Kendi içimizde iyi ile kötü misali bir siyasi rekabetten başka neyimiz var?
Belediye Meclis Üyelerimiz, Belediye Başkanlarımız kim bilir kaç kez dışarıya, Yunanistan ve Dedeağaç’a gittiler. Ne gördüler? Gördüklerinin kaçta kaçını kendi yaşam alanlarında, şehirlerinde gerçekleştirip Tekirdağ’ı dillere destan hale getirdiler?
Deniz kıyıcığında olan bir şehirdir Tekirdağ. Balık kültürüne aç şehir insanı, aynı zamanda deniz, sandal, kumsal, plaj kültürüne da aç gidecek…
Dedeağaç’tan yakın zamanda gelen tanıdığımla yapmış olduğum telefon konuşması karşısında bir kez daha yutkundum. Karınlarını tıkabasa dört çeşit balıkla, salata, içecekle doyurmuşlar. Kişi başı ödedikleri ücret,12 euro (215 TL )
Sahilde gözde lokantalarımızdan biri kabul edilen lokantaya giden şehrimizin öne çıkan beş altı ismi ise o gece lokantaya ödedikleri ücret için tartışmaya dahi girmişler. Ödedikleri kişi başı ücret ise neredeyse 1000 TL…
Ne garip bir çelişki değil mi dostlarım! Her şeyimiz var. Tarihimiz, deniz fenerimiz, sahilimiz, insanımız ama komşu şehirleri, kendi ilçelerimizi bile yeme, içme, eğlendirme, dinlenme adına Tekirdağ Süleymanpaşa’ya çekemiyoruz…
Ne yapsak, ne etsek diye panik yapacağımız yere; tam olarak o gerçek, o anlı şanlı soruyu sorsak; “Niçin yapamıyoruz? Niçin başarısız?” Cevaplarını, turizme, insan toplumuna gönül vermiş deneyimli insanlardan duyabilir, çok çabuk toparlanabiliriz…