Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Baharı Beklerken Yaz Geldi Geçti
Dünya sekiz milyar insana doğru koşarken, şehrimiz, hem il bazında hem de merkez ilçemiz olarak büyüyor. Büyümek insanları mutlu edecek bir kavramdır. Servetlerin, saygınlıkların, neşelerin büyümesi çoğalması gibi…
Aynı oranda sanatçılarımız büyümüyor; çoğalmıyor! Niçin? Aynı oranda şehirlerdeki kasabalardaki tiyatro sahneleri çoğalmıyor, artmıyor.21.yüzyılın ikinci çeyreğine girmek üzereyiz; şehrimiz için bir opera lüks sayılacak kadar kuytu köşelerde saklanıyor…
Aytaç OY, kıt olan sanatçılarımızdan sadece birisi. Şiire tat verdiği gibi 1960’lı yıllardan bugüne farklı basın kuruluşlarında köşe yazarlığı da yaptı. Kısacası; düşün ve sanat yaşamının her daim içinde olan bir nefes; İNSAN: Aytaç OY…
Yaşlanma denen süreç çoğu insanın belini büker. Git gide yalnızlaşır uzun ömür süren insan. Sevdikleri, eşi dostu bir bir geriye çekilir. Bazıları da bu dünyadan göç eder. Sanatçının bedeni yaşlanıp beli bükülse de, ruhundaki üretme aşkı her daim sokağa, caddeye, meydanlara; yaşadığı çevrenin insanlarına süzülmek, inmek ve ulaşmak ister.
Bu heyecan içinde uğrardı zaman zaman atölyeme Aytaç Oy. Birkaç şiire dokunur, sohbetten sohbete demlenirdik! Derken, gelmez oldu Aytaç Oy. Görünmez, sesi soluğu çıkmaz oldu. Covid–19 telaşı ve sessizliği, yaşama yüklerimizin bilinçsizliği içinde geçivermiş aylar birbirimizi görmeyeli.
Telefon ettim defalarca. Bir türlü düşmüyor telefonun ucundaki ses. Telaşa kapıldım aylar sonrası. Evinin olduğu sokağa gittim. Onu tanıyanlara sorduğumda aldığım cevap;
“ Aytaç ağabeyi iki ay önce Çerkezköy bakımevine kaldırdılar.”
Bu habere sevinsem mi üzülsem mi? İrademin seçenekleri dondu kaldı. Yaşanan kış mevsimi ve kuzeyin en esintili-şiddetli poyrazıydı sanki!
Belli bir yaşa gelmiş,toplum gözünde yaşlanmış ve yalnız yaşayan insanların bakımevi gibi kurumlar tarafından sahip çıkılması fazlasıyla sevinilecek bir şey.Fakat,bu şehri bu kadar sevmiş bir insanın ilimize ait en uzak ilçelerinden birisine gitmiş olması,ister istemez hüzünlendirdi beni.
Yaşadığı yerin havasını almaz, koklamazsa, toprağından koparılan bir çiçek gibi solacak olduğunu biliyordum Aytaç Oy’un. Her gün bende kayıtlı olan telefonunu aramaya, ona ulaşmaya çalıştım. Bir türlü olmuyordu.
Derken, bir sabah zar zor, cızırtılar içinde aradığım telefon açıldı. Karşımda Aytaç Oy. Aynı ses, şehrine uzakta bile olsa, yine aynı şiirsel nefes içinde ilk sözleri şunlar oldu;
“ Yedi ay oldu görüşmeyeli. Ben dedim ki, Güven beni arar!”
İnsan denen canlının hissiyatı, hafızası ve hatıraları onu öncü canlı olma özelliğine taşıyor. Bir köşeye kıstırılmış insan bilir; geçen zamanın haftalarını, aylarını, günlerini ve saatlerini. Saymış tek tek…
Rahatsızlığından dolayı yatırılmış ve zar zor konuştuğumuzdan anladığım kadarıyla tedavisinin sonuna gelinmiş. Tekirdağ Süleymanpaşa’yı, doğduğu, ilam bulup esin perileriyle buluştuğu yeri fazlasıyla özlemişti Aytaç Oy
Elimde bir gazete: İsmi Dilek gazetesi.2006 yılının Nisan ayı. İkinci sayfasında Tekirdağ’ın Aytaç Oy Ağabeyi; “Doğruyu Söyleyince”,köşesinden sesleniyor. Zorlu bir kışı geride bıraktığımızın, baharın gelmiş olduğunun heyecanını sözcüklerle, bahar neşesiyle yazıya döküyor.
Bir de güzel bir hatırlama yapıyor çalışmasının içinde;
( Şair boşuna dememiş; ‘ Baharı beklerken yaz geldi geçti.”)
Bir dize, bir ömre bedel bir zenginlik gibi insanlığa “Hadi” diyor; mazeretleri, koşulları, önyargıları, gururu bir kenara bırakıp; henüz baharı fark etmediyseniz, yazı nasıl yaşayacaksınız? Böyle çağrıları, yapsa yapsa, şairler, yazarlar yapar. Kendi baharlarını harcayıp, tüketseler bile insanlığa adanmış olmanın yazgısı içerisinde didinip dururlar…
Aytaç Oy, ona ayrılan küçücük köşeye o kadar çok şey sığdırmış ki, arşiv denen şeyin, yazı denen yüce sanatın tanıklık ettiği ve seslendirdiği zenginliği şaşarak anlıyorum. Sadece şiirden, bahardan söz etmiyor, o gün yaşanan terör olaylarından, şehit polislerimizden, askerlerimizden, öğrencilerden de üzüntü içerisinde dile geliyor; yaşanan kötülüklerin bitmesini istiyor, diliyor.
Çalışmasını da yine onun her daim içinde olduğu, ruhunda tüten Türk Sanat Müziği ile sonlandırıyor. Zekai Tunca’nın bestesi, Mehmet Erbulan’ın dizeleri;
“ Bahar çiçek, çiçek gelince güzel
Hayat, sevilince, sevince güzel
Arılar, bal petek verince güzel
Hayat, sevilince, sevince güzel.”