TEKİRDAĞ’IN GİZEMLERİ

Yayınlama: 06.04.2022 14:52
A+
A-

  ( Tekirdağ’ın altından yeraltı ırmağı mı geçiyor?)

Tekirdağ kendi özüne ve derinliğine bir türlü inemiyor! Denizi, dağları, efsaneleri bir yana, uygarlıkların neredeyse merkezinde bulunduğu halde, onların ününden, şanından gerekli olan hisseyi alamıyor! Niçin?

Kurum ve kuruluşlar koltuklarına bağımlı hale gelir, öncelikleri şehrin kültürel, tarih zenginliğinin yanında turizm zenginliği olması için harcamazlarsa, gelişimler çok yavaş ve bazen hiç olmuyor…

Şehrimize dışarıdan gelen kim bilir kaç insanın hayal kırıklığını gördüm. Dinledim.

”Biz sahilden geçerken burasını çok güzel, zengin bir şehir sanıyorduk! Oysa birkaç gün kalınca, şehrin donukluğu, durağanlığı, içe kapanıklığı inanılmaz derece zorluyor, burkuyor insanı”,diye bir sürü sitem, hüzün ve şaşkınlık sözcüğü…

Tekirdağ’ın iyi niyetli ve fazlasıyla saf insanları “Doğrucu Davut” olma özelliği içinde dimdik duruyorlar. Örneğin, efsane haline gelmiş “ Kral Yolu” diyorsun, burun büküyorlar.57.Alay Binaları kurtarılmalı, tam bir kültür, turizm, müze birlikteliği içinde hem 57.Alay gerektiği gibi onurlandırılmalı, bir yandan da Gelibolu turizminden kendimize ait hisseyi almalıyız! Bunu duyanlar da kendi kıt bilgileriyle yine Doğrucu Davut kılığında; “ama şöyle, ama böyle…”

Ya Trak şehri; Hera’nın Şehri olarak bilinen yıllardır kazılan, Prof.Dr. Neşe Atik ve ekibinin büyük fedakârlığının sonucu, bir türlü bitmeyişini kaç kişi hüzünle tartışıyor?

Burada sözünü edeceğim GİZEM, bir efsane mi yoksa şehrimizin altında yatan tarihsel ve doğal bir zenginlik mi ancak bu işe kafa yorum iyi araştıracak, saf gerçeği ortaya çıkartacak gönüllü ve bilim insanları tarafından cevaplanacaktır.

Nedir bu gizem? Nereden çıktı ortaya? İlk önce eğitimci, araştırmacı yazar Kenan Oflaz’a teşekkür ederek başlayacağım anlatmaya. Onun bana hediye ettiği,1970 baskı Halk Eğitim Yayınları’ndan çıkan Mahmut Sümer’e ait Tekirdağ’ın Eski Günleri ismindeki kitabın 53,54 ve 55.sayfalarında şehir sularının bolluğundan söz ediyor. Azalan suların nasıl ve nereden temin edileceğine dair bilgiler verilirken aynı zamanda eski mezarlığın üst tarafında bir yerde, çır çır çeşme denen yerin yakınlarında bir mağaradan söz ediyor.

Gizem, tam da burada başlıyor işte. Dönemin Belediye Başkanı Şevket Cicioğlu’nun girişimiyle, ( 1946–1950 ) yıllarında mağara olduğu söylenen yere yapılan kazı ve sondaj sonucunda bu tepenin altında “korkunç sesler” geldiğine tanıklık ediyorlar. Korkuyorlar. Yapılan çalışmalarda biraz daha ileri gidilince mağara ağzına rastlıyorlar. Yüksek geniş duvarları olan mağaradan 150 metre ileriye gidiyorlar. Ve daha fazla gidemiyorlar. Yer yer çökmeler olması, mağara bilimcilerinin yardımlarını istememeleri sonucunda bu yer tekrar kapatılıyor.

Bu gizemli mağaranın Tekirdağ’a katacakları, belki de onlarca fabrikadan çok daha karlı ve zararsız olacakken, bu meselenin üzeri yetmiş yıldır örtülü vaziyette, mağara gibi HÜZÜNLÜ bir şekilde bekliyor.

Mağaranın içinden dinledikleri, kulaklara gelen “korkunç uğultu” yani anlaşılmaz seslerin, yeraltı ırmağından geldiğine karar veriyorlar. Bu karar, yeraltı nehrini keşfetmek yerine üzerini örtmekle boşluğa terk ediliyor. Tıpkı, şehrin Kral Yolu için hiçbir bilimsel çalışma yapılmayışı gibi. Hora Feneri denen tarihi yerin mitolojiden beslenen muhteşem eserin turizme kazandırılmaması gibi.57.Alay Binalarının geçek zenginliklerinin anlaşılmaması gibi…

Tekirdağ denen bu şehrin geçmişi tahminlerimizin çok ötesine; binlerce yıl öteye uzanabilir. Büyük Uygarlıkların yolu üzerinde, antik yollarımıza, efsanelerimize uzak durduğumuz gibi, gizemli mağara ve altında muhteşem bir ırmağın olduğu sanılan yerin bilimin ışığında şehrimizin zenginliğine zenginlik katmasına bir türlü izin vermiyoruz! Veremiyoruz…

Kütüphanemiz boş kalırsa, birbirimizi kısır döngüler içinde oyalarsak, siyasi veya koltuk korkularına kurban gidersek, daha çok bekleriz şehrimiz Tekirdağ’ın zenginliklerine zenginlik katıp dünyanın en önemli şehirleri arasına girmesini…

Marka Flower Çiçekçi