TEKİRDAĞ’IN MEHTAPLI GECELERİ

Yayınlama: 29.12.2021 11:27
A+
A-

Ne hazindir bu şehrin şanlı öyküleri yakınında hemen kıyıcığında duruyor bugünün yalnızlığı… Kırk elli yıl öncesinin ahşap mimarisi, cumbalı, bahçeli ev kültürü yanında muhteşem komşuluk sosyolojileri neredeyse köklerine kibrit suyu dökülmüş birer kül, beton yığınına dönüşmüş durumda…

Fazla değil, yarım yüzyıldan biraz fazla zaman önce şehrin-kentimizin sesleri de, kültürleri de şölensi bir şekilde yan yana, iç içe, diz dizeydi; Rumları, Yahudileri ve Ermenileriyle birlikte Türklerin yüce gönüllü halleri…

“Bir ah çeksem dağı taşı eritir

Gözüm yaşı değirmeni yürütür”

Karacaoğlan’ın anlattığı hasretlik ancak bu kadar güçlü anlatılır, söylenir ve yakılır…

Tekirdağ sürekli büyüyor. Hapishaneleri, Adliye Sarayları, fabrikaları, göç eden insan ve insancıklarıyla birlikte büyüyor…

Kültürel, sosyal açıdan ise sürekli küçülüyor… Sadece akşam çöktükten sonra çarşılara, meydanlara ve sahile bir bakın derim? Nerede 200 binden fazla olan insanımız? Birbirinin kapısını çalmayan, bahçeli, cumbalı ahşap mimariyi yok ettiği gibi, bağ-bahçe ve meyveliklerini de kaybetmiş bir Tekirdağ, mehtaplı gecelerin eğlencesini de yok olup gitmiştir…

Tekirdağ’ın ay ışığında parıldayan; kır ve doğallık kokan gece eğlenceleri nasıl olurdu? Deniz olacak da mehtap olmayacak mı? Sandal gezintileri, sefaları sağlam yapılı sandalcılar tarafından sağlanırdı. Ayakları çıplak, bol paçalı pantolonları, omuzdan düğmeli kolları sıvalı beyaz gömlekleri, belinde dar siyah kuşakları, vişneçürüğü fesleri, ustura edilmiş başları, ince kaytan bıyıklarıyla sandalcıları vardı.

Kenarları pırıl pırıl parlayan hafif sandallar, küçük tekneler, büyük geniş ağır sandallar, Tekirdağ’ın ahşap, kuytu limanında mehtaplı gecelerde onlara binecek huzur dolu insanları beklerdi…

Sandalcılar ün salmıştılar. Duruşları, giyinişleri, kürek çekişleri, gözlerini daldan budaktan esirgemeyen Tekirdağlı sandalcılar, bazen birbirlerine yakın ağır ağır seyrederler, geceye karışan insan cümbüşlerine; ses ve namelerine, boylu poslu, kaslı duruşlarıyla bir heykel gibi gözcülük, tanıklık ederlerdi.

Tekirdağ’ın mehtaplı gecelerinde yapılan sandal gezintileri kuru kuruya olmazdı. Anason kokuları yayılan rakıların eşliğinde herkes eğlenir ve gülümserdi. Sesi güzel olanlar tarafından okunan şarkılar, türküler ay ışığı dolmuş-süzülmüş gecenin içine yayılır, etrafı çınlatırdı.

Mehtap sefaları sahile yakın yapıldığı için, evlerin pencereleri, panjurları açılır, şarkı, türkü ve gazel söyleyenler dinlenirdi. Bunca eğlence, yeme içme, şarkı türkü çağırmanın yanında eğlenceler tatsız tuzsuz bitmezdi…

Oturuşmuş şehir kültürünün karşılığı olan bu eğlenceler, aynı zamanda toplumların ilerlemesi içinde beslenme biçimine dönüşür. Eğlenen insan daha güçlü, daha meraklı ve arayış içerisinde olur.

Düşünürümüz Mevlana boşu boşuna söylememiştir;

“ Her gün bir yerlerden geçmek ne iyi

Her gün bir yere konmak ne güzel

Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş.

Dünle beraber gitti, cancağızım,

Ne kadar söz varsa düne ait.

Şimdi, yeni şeyler söylemek lazım.”

Tekirdağ’ın dününe baktığımızda, insan sosyolojisine, psikolojisine, ekonomisine uygun yüzlerce güzel, faydalı, coşku dolu kültürel seçenekler ve üretimlerin yanında kendi kendine yetmeler var…

Cömert, çalışkan Tekirdağlılar, denizini, kırlarını, tarlalarını, bağlarını ve bahçelerini, ulu ağaçlarını çok iyi sevmiş, yüceltmiş, korumuş, kollamış ve şehrin bereketli sofrasına döküvermiş…

Hadi, düne büyük bir hasret ve değerli bir anı-hatıra olarak bakalım! Ya bugün için YENİ ŞEYLER adına nelere imza atıyoruz? Şehir insanı evlerine, yeme içme ve alışveriş mekânlarına sığınmaktan başka ne yapabiliyor?

Denizin türkülerini, denisin şarkılarını, mehtaplı gecelerin kıymetini bilmeden geçen bir ömür ne kadar eğlenceli ve yapıcı olabilir?

135 km deniz kıyısı olan bir şehrin balık ve deniz kültürü yoksa en değerli tarım arazilerine sahip bir şehir artık bütün meyve ve sebzelerini dışarıdan alma yoksulluğuna tutulmuşsa, garip bir şekilde Karacaoğlan hasreti çekmez mi insan;

“ Bir ah çeksem dağı taşı eritir

Gözüm yaşı değirmeni yürütür”

 

 

 

Marka Flower Çiçekçi