Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
BİR AVUÇ İNSAN, KOCA BİR TARİH;
KÖY ENSTİTÜLERİ
————————————————————————–
Atatürkçü Düşünce Derneği Tekirdağ Şubesi, Kent Konseyi Başkanlığı ve Belediyelerimizin desteğiyle Köy Enstitüleri Geçmişimize saygı, hatırlatma ve unutmama adına çok önemli programlar yapılıyor.
Tekirdağ Ticaret Odasının ev sahipliğini yaptığı panele katılan konuklar; Köy Enstitüleri gerçeğine en yakın ve duyarlı olan kişilerdi. Birincisi, Efsane Milli Eğitim Bakanı olarak bilinen Hasan Âli Yücel’in kızı Gülümser Yücel. Diğeri, Kepirtepe felsefesi, zanaati ve sanatıyla yetişmiş olan bir başka çınar; gazeteci, yazar Feyzullah Aktan.
Meditatörlüğünü Kent Konseyi Başkanı Mehmet Ali Işıkgör’ün yaptığı panel, bir avuç insanın katılımı, bir koca dönemin anılması ve ülkemiz içerisinde daha 1948’lerde yaratılan Amerikan algısıyla, kuşatılan ülke gerçekleri; akılla, bilgiyle, deneyim ve tecrübeyle anlatıldı; aktarıldı.
Layıkıyla yapılan her panelin kültür dünyamıza, sosyal hayatımıza etkileri olduğuna gönülden inanıyorum. Bir şeyi ben biliyorum, dediğiniz an hiçbir şey bilmediğiniz kuru gerçeğin de farkına varmanızın lazım geldiği algıya sahipsiniz demektir!
Burada öğrendiklerim o kadar çok ki! TEMA Vakfı tarafından Örnek Kıdemli Vatandaş seçilen katılımcı, yazar, gazetece Feyzullah Aktan, aynı zamanda, daha önce seçilmiş olan Tekirdağlı isimleri hatırlattı!
Aralarında kimler yok ki? Gömeç Göçmen, Öksel Demir, Prof.Dr. Poyraz Ülger… Öğretilerin sonu yok… Şehrimizde, yan yana yaşadığımız değerlerin bile farkına varamadan geçen ömürlere; ömür denir mi?
Katılım bittikten sonra bir tanıdığın dükkânına uğradım. Elimde ki dergiyi görünce; katılımcı sayısını sordu. Yeterli değil; bir avuç, kadar dediğimde dudak büktü. Yani, onun da beklentisi olduğunu, haklı bir kaideye oturmuş kral edasıyla; bu işlerden bir şey çıkmaz; bakışları…
Ne acı bir şey! Her daim yetersizliklerden, sorunlardan söz eden bizler; iş başa düşünce, elini taşın altına koyan insanların yetersizliğine bile kafa yormayı biliyorlar ama 100 metre ötede ki panele birkaç saat ayırmıyorlar…
Geride kalan somut değerler; Süleymanpaşa Heykelinin konduğu meydana Hasan Âli Yücel Parkı ismi verildi. Bir başka parkımıza; Hasan Âli Yücel ile İsmail Hakki Tonguç’un büstleri kondu.
İtibarları sürekli kemirilmek istenen iki değerli efsaneye; bütün bunlar bir başlangıç olmalı… Yapacağımız en büyük katkı; çevremizi; berekete, üretime, bilime, sanata davet etmek! Bir şartla; kendimiz de bu felsefenin içinde olmaya, bu yolculuğa çıkmanın biletini almaya hak kazanmış olarak…
DİXİ ET ANİMAM LEVAVİ
——————————
Dünya insanı hayvan isimleriyle insana seslenmeyi seviyor. Trakya insanı ise daha da seviyor. Neşeden, şamatadan kırılıp geçen grup; yan masada bulunan 5–6 kişi; yanlarından az önce ayrılan genç adam için “Engerek Yılanı” yakıştırmasını yaptılar.
Bu söze, benzetmeye o kadar çok güldüler ki gülüşlerinde ki eziyeti, alçaltıcı imhayı anlamamak mümkün değil…
Oysa az önce genç adam yanlarında, şimdi onlardan yüz metre ötede bir başka işle meşgul oluyor, duruşunda artistik bir görüntü ve diğerlerine göre daha genç oluşu; benzetmeleri engerek yılanına kadar uzandı.
Popüler arkadaşlıkların zoraki birliktelikleri, altyapı, görgü, sağlamlıkla beslenmediği sürece, bu serüven her daim aynı şamatalı gülüşlerle, halk değimi; dalgalarla geçmeye mahkûm…
Ciddi görünüşlü, temiz-pak üstlerimizle, hiçbir şekilde ciddi olmayan tutarsızlıklara yelken açarken, hızla yalnızlaştığımız, fakirleştiğimiz de ortada. Toplumsal faaliyetler, insani tutarlılıklar yok olmaya, kemirilmeye başladı mı, ona dur diyecek yeterli faaliyetleri, duyarlılığı da çağırmıyor, ona emek harcamıyorsak; kendi cezamızı kendimiz kesiyoruz da haberimiz bile yoktur…
Engerek yılanına benzetilen genç; yılanın soğukluğu, zehirliliği, kıvraklığı ile cezalandırılır, üstüne üstelik harika bir cümbüş konusu oluyorken, grubun üyeleri çok iyi biliyor ki; içlerinden birisi uzaklaştığı an; bir başka benzetme de kendisi için yapılacak…
Son sözümü Latinlerin bize bıraktığı mirastan yapacağım; “ Dixiet animam levavi”, “ Söyledim ve ruhumu rahatlattım.”