Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
GENÇLERİMİZ HIZ KURBANI OLUYOR
———————————————————-
Motosiklet öteden beri gençliğin ilgisini çekse de, alım gücünün artmasıyla birlikte gençler arasında ciddi bir şekilde yaygınlaşıyor.
Bisiklet sporu nasıl artıyorsa; her geçen gün her yaşın ilgisini çekiyorsa; motorsiklet kullanımı da aynı ölçüde artıyor. Motosikletin bisiklete göre farkı; kazaları ölümcül oluyor. Bir de ölçü; hız ve alkol girince işin içine; her geçen gün artıyor insanımızın, gençlerimizin kayıpları…
Oysa bir insanın yetişmesi ne büyük fedakârlıklarla yapılıyor. Emekler, sevgiler ve yıllar; aylar, günler, saatler; hepsi birlikte yoğruluyor. Sonra ne oluyor? Bir kaza ve yanık türkü ve ağıt söyleyen analar, babalar, nice büyük telafisi olmayan kayıplar.
Sayının; yani ölen gençlerimizin azlığı, çokluğunu tartışmaktan öte; bu işin ölçüsü nedir? Kim yapıyor? Üniversitelerimizin görüşleri alınıyor mu? Deli çağları; yani kanlarını en çok kaynadığı zamanlarda her şeyi yasak ederek çözüm üretemeyeceğimize göre; ilim yuvası olması gereken, çözüm üretecek en önemli kuruluşlar; Üniversitelerimiz göreve çağrılmalı!
Bu işi çözecek yegâne şey; yine ilimin kendisi olacak! Motosiklet tutkunlarını bir şekilde eğiterek, yorarak, hız tutkularını alabilecek birçok çözüm yolu bulacak akademik kuruluşlar, üniverstilelerimiz, bilim insanlarımızın olması gerektiğini yürekten savunuyorum.
Örneğin; her şehirde, yılın farklı zamanlarında düzenlenecek motosiklet yarışları ve motosiklet kullanıcı gençlerimize ayrılacak antrenman pistleri sayesinde; arttırılan giyim, kuşam önlemleriyle ölümler çok aza ineceği bellidir.
O zaman niçin duruyoruz? Bunu da kadere mi yükleyeceğiz? Her şeyi hasıraltı yaparsak, oraya tıktığımız tozlar bir gün hepimizi boğacak…
EFSANE LOKANTA ve KAHVEHANELERİMİZ!
——————————————————–
Eskiyi, taşı, ahşabı, mimariyi ve istikrarı adam yerine koymayan toplumların yaşam biçimleri, yaşam alanları yozlaşmanın içine düşmelerini sağlıyor.
Tekirdağ’da böyle bir yalnızlık serüveni içine düşmüş; düşürülmüş… Zengin, marifetli; ağaları, beyleri, efendileri; soylu kişileri nasıl olsa bizler ihtiyaçlarımızı, eğlencemizi; başka şehirlerde, ülkelerden gideririz, mantığıyla yıllarca bu şehre arkasını dönmüşler.
Hal böyle olunca; şehrin gündüz hayatının durgunluğu, gece hayatının çöküntüsüne neden oluyor. Hareket; yani insan dolaşımı; şehir nüfusu ile yakından uzaktan ilgisi bile yok!
İnanmıyorsanız; gece şehrin üzerine çöker çökmez; sahile inen merdivenlerden; yani şehir merkezinden bir geçin! Sessizlik, karanlık korku verici bir algı yaratacaktır size. Saate baktığınızda saat; 20.00 bile olmamıştır henüz. Oysa ortama bakınca; çoktan gece yarısı olmuşçasına, ürpertici bir yalnızlık içine düşüyor insan.
Bunun sorumlusu kim? Böyle bir soruya verilecek cevabı kimse bilmiyor sanki! Sanki herkes bu şehre ; “Geçerken uğramış!” Böyle bir şehir yaşamı olur mu? Bal gibi oluyor kardeşim! Diyenleri duyuyorum…
Esnafın yüzü bu yüzden gülmüyor. İnsan dolaşımı yok. Turizmi aramayı bıraktık artık. Çünkü turizmin hareketi için, ne belediyemizin yeterli, istikrarlı bir çabası var; ne de İl Kültür ve Turizm Müdürlüğümüzün! Sanki onların bu konuda hiçbir fikirleri yokmuşçasına; şehrin sessizliği gibi sessiz bir beden içinde zamanlarının geçmesini bekliyorlar.
İnsan, yaptığı işin hakkını vermiyor, veremiyorsa; huzurlu bir gelecek yarata bilir mi? Sanmam…
Peki, ama biz insanlar, insancıklar; gittiğimiz, gördüğümüz şehirlerde, ülkelerde bir sürü güzel yerler, mekânlar anlatıyoruz. Hatta anlata anlata bitiremiyoruz. Hiç mi kendi şehriniz de böyle mekânlara rakip olacak bir düzeye; dünya şehri olma yolunda harekete geçmesi içinizden geçmiyor? Hiç mi?
Şehrimizin insanı şehriyle övüneceği mekânları, ürünleri bulamıyor artık. Görmediği kirazın bayramını yapıyor. Tadamadığı, tat almadığı köftenin, içmeye korktuğu kahvenin kültürel ve sosyal bir hizmet içinde her akşam şehrinin içinde olamıyorlar.
Dışarıdan bir dostumuz gelse; kaç lokanta, kahvehane; şimdiki moda ismiyle; cafe göstere biliriz? Eğlence mekânlardan tutun da, cafe, lokantalara kadar; dağınık ve güçsüz durumdalar.
Oysa hepsi, şehrin istihdamına, hareketine, zenginliğine, huzuruna katkı yapacakken; ün salmış bir lokanta, cafe; lokantalar, cafeler; efsane olmuş işletmeler yaratamıyoruz. Bu şehir, kendi bağrından da çıkaracağı yeni, yepyeni fakat kısa zamanda efsane olacak; lokantalara, cafelere, otellere ihtiyaç duyuyor; üstelik yüzyılların büyük açlığı ve susuzluğuyla…