TEKİRDAĞ’IN YAMAN HALLERİ–333

Yayınlama: 22.05.2018 15:08
A+
A-

TEKİRDAĞLI KEÇİ ÇOBANI

————————————

Bir gün Tekirdağ’ın Ganoslar Bölgesinden bir çoban; “ Ben özgürüm” diye haykırmış. Belki de canına tak etmiş; ardıçların, meşelerin, ıhlamurların tepe ve vadilerinde keçi gütme işinden…

Tıpkı eski insanlar gibi İtalya’nın Dünya Miras Listesinde olan Lucca kendinde bir kalenin surlarında ki özgürlük-LIBERTAS yazısı gibi…

Bu yazının özgürlüğü, bireylerin özgürlüğünü değil, o günkü devletlerin özgürlüğünü anlattığını Thomas Hobbes’in çalışmaları sayesinde öğrendim. Tıpkı, Atinalılar, Bizanslılar, Romalılar gibi; özgürlük, devletlerin özgürlüğü üzerineydi…

Gelelim bizim keçi çobanına! Elinde bulunan keçilerin büyük çoğunluğunu satmış. Kimin aklına uyduysa; aradığı özgürlüğü yaşatmak için yola çıkmış. Onun çok uzak dediği özgürlük alanı Silivri’de bir otel alanından başka bir şey değilmiş…

Orada, bir ay yedirilmiş, içirilmiş; bir parça da kadınlarla cilveleş ilmiş… Bizimki bir ay sonra yöresine döndüğünde elinde avucunda koca bir özgürlük-LIBERTAS duruyormuş. Yani; bomboş avuç içleri…

Tıpkı kadim zamanlarda yapılan İtalya’nın Lucca şehrinde ki surlarda ki özgürlük yazısı gibi; bireylere olan bir şey değil; devlete olan bir özgürlüğün, altyapısız, üstyapısız; kısacası donanımsız hiçbir işe yaramadığını anlamayı denedim…

Bir başka açıdan; Tekirdağlı çobanın çok işe yaradığını da düşünebiliriz. Her daim bu tür insanlardan geçinen kurnazlığın kitaplarını yazmış insanımız aç mı kalsın? Üstelik otelde günlerce ağırlanmak; kırk yılda bir de olsa; çobanın dediği gibi; ben özgür olmaya, yaşamaya gittim…

Sanmayın ki bu özgürlük arayışı sadece Tekirdağlı keçi çobanı için geçerli! İnecikli çiftçinin, İzmirli bir başka arkadaşın, babaları ölünce başlarına gelen özgürlük sancıları, talih kuşlarının boklarından daha beter olmuş…

GAZETE YAZILARI

——————————–

Söz uçar yazı kalır, sözcü sözden çok öte etki alanına sahiptir. Bir belge, aynı zamanda sorumluluk ve duruşu da anlatır. Verilen sözcü, harcanan çabayı veya tespiti de ortaya koyar.

İnternet dünyası yazı sanatını, yazılı basını oldukça zorluyor. Sanırım eninde sonunda sonunu da getirecek. Yazılı basın; gazeteler, dergiler, kitaplar belki de hasret veya manevi bir anlatım için saklanacaklar.

İnternet dünyasının; yani bilgisayar çağının bize sunacaklarının ardı arkası kesilmiyor. Daha da genişleyeceği gün gibi ortada! Buraya kadar tamam! Ölmemiş candan ümit kesilmez, sözünü da arkama alarak; henüz yazılı basının; gazete, dergi ve kitapların sonu gelmedi. Belki bir çeyrek yüzyıl daha oyalanmamız, onlarla kavuşmamız için uğraşlar vereceğiz.

Hal böyle olunca, haftada birkaç gazete, ayda birkaç dergi veya kitap sayfalarını açmak, orada saklı, gizli kalmış medeniyetlere, öykülere, uyarı veya tavsiyelere dokunmak, oradan da beslenmek kimselere zarar vermez.

Her olayda ahkâm kesmek çok kolay! Devletten, milletten, basından, kurumlardan destek, yardım, hizmet beklemek; en doğal hakkımız! Peki, ama bizlerin borcu, harcayacak çabası hiç mi yok?

Haftada bir aldığım ulusal gazetelerden herhangi birinde dahi, öne çıkmayan, sayfalar arası gizlenmiş veya bilinçli, meraklı okuyucusunu bekleyen çok değerli haberler yakalıyorum.

Bir sağlık haberi! Seyahat, spor, hikâye, sinema, tiyatro veya başarı; başarısızlık haberi! Altını çizerek not aldığım ve sonradan birkaç kez daha okuma gereği duyduğum o kadar çok alanda eksik olduğumu görüyorum ki; öğrenme denen dipsiz kuyuya, her öğreti başında bir kez daha korkuyla, imrenmeyle saygı duyuyorum.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Marka Flower Çiçekçi