Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ ÖZÜR DİLEMELİ!
—————————————————-
Hükümet Caddesi büyük beklentiler, şahşahalı sözlerle açıldı. Biliyorsunuz; bu caddeye yapılan yatırımın birkaç amacı vardı! Araç ve insan trafiğini rahatlatmak! Araç trafik yönünü tek yönlü yapıp, kaldırımları da genişlettiler. Böylece yılların sorunu çözülmüş olacaktı!
Böyle bir şey olmadı! Olmasını çok isteyenlerdenim. Şehir insanımızın; araç sahipleriyle birlikte yayaların da ne büyük çile doldurduğunu her gün görenlerden, yaşayanlardan birisi olarak…
Bu kadar büyük heves istekle yapılan Hükümet Caddesi yatırımın çok kolay projelendirilmesi, sihirli değnek beklentisi, araç trafik yönünün mahallelerin sokaklarından verilmesi bu işin baştan kaybedildiğinin göstergesiydi.
Hadi, geliş trafiğini mahallelerin sokaklarından verdiniz! Gidiş yönü; Yani Hükümet Caddesi trafiği niçin rahatlamadı? Yapılan geniş yolun, araçlar için otoparka dönüşmesi niçin önlenemedi? Önlenemiyor?
Hükümet Caddesi Projesi; Tutmadı! Bu projeyi övenler, projeyi destekleyenler, oluşturanlar, bu şehir insanından özür dilemeli. Evet, bizler iyi niyetimizle, acemiliğimizle, heyecanımızla yaptık, ettik ama olmadı!
Böyle bir şey mümkün mü? Siyaset adamının içten özrüne kaç kez tanık oldunuz? Yap bürokratların? Her daim birilerin arkasına saklanmayı sevmezler mi? Sonra? Nazikçe sıvışırlar…
Bu işin patronu, siyasi ve toplumsal sorumluluğu; Kadir Başkana ait! Çok başarılı olsaydı; en büyük payı, alkışı Sayın Kadir Albayrak alacaktı! Peki, ama onun yakın çevresinde, danışmanlarında ona bu iş yanlış olduğu diyecek birisi var mı?
Bu işe ancak bir sözle cevap verilir; Erişir Menzili Maksuduna Aheste Giden; Aheste Çek Kürekleri…
Buna benzer Alman atasözü de şöyle der; “ Dürüstlük zengin eder ama ZAMAN alır!” Kadir Başkanın zamanı çoksa; araç trafiğini çözmek için beklesin. Bunca tepki yayıyor Hükümet Caddesi tıkanıklığı için; bunca insan; yaya, şoför; iyi analiz edilmesinde büyük fayda varken; küreklere aheste yapışmak…
BENİM ÇOCUĞUM HADEME Mİ?
———————————————-
Sahilin hemen kenarında ki mekânda oturuyorum. Gün, ağır ağır ilerliyor geceye. Biraz ötede yılsonu etkinlikler adına çocuk sesleri yayılıyor etrafa.
Büyükler çocuklardan daha heyecanlı! Bolca fotoğraf çektiriliyor, o anları unutmama adına… Ne çok fotoğraf birikti; değerli anlar adına. Ne çoğuna bakılamayacak bile; çünkü taşkın ırmaklar gibi yenileri geliyor ardından…
İki oğlan çocuğu, diğer topluluktan ayrılmış, etrafın tadını çıkartıyorlar; koşuyorlar, keşfediyorlar kayalıkların deniz ile buluştuğu girintili çıkıntılı yerleri. Birisi, elinde bulunan yarı dolu su şişesini denize fırlattı.
İnanılacak gibi değil ama bolca yapılan işlerden sadece birisi; çevreyi kirletmek… Birkaç kez seslendim; bana baksın diye. Israrla bakmamayı, duymamayı denedi. Olmadı; sonunda sesimi duyurdum; “Niçin attın elinde ki şişeyi? Doğru mu bu yaptığın şey?”
Verdiği cevap; bilinen türden; “Herkes atıyor!” Gayet pişkin, utanmamış, yüzü kızarmamış vaziyette gitti. Biliyordu ki daha ileri gidersem, onu koruyacak büyükleri vardı etrafında. Muhtemelen bana şöyle söyleyecekler; “ Sen kim oluyorsun da benim çocuğuma akıl öğretiyorsun?”
Öyle ya; akıl öğretmek paralı, pahalı ve popüler olmalı! …
Akşam olunca yolumu Erdal’ın kahvesine çevirdim. Çoktandır gitmediğim mekâna gittim. Birkaç tanıdık görüp sohbet ettik. Erdal, bisiklet sporunun heyecanını her geçen gün daha ciddiye aldığının duyarlılığı içinde…
Tesadüf çoktandır görmediğim Mehmet Öğretmeni gördüm. Bir gün önce yaşadığım çevre kirliliği olayını anlattım. Bu çocuklar iyi giyimli, iyi beslenmeli ve imkânlara sahip olduğu halde niçin iyi duyarlı olmak yerine, iyi kirleticiye, tüketiciye dönüştü? Diye sordum.
Sormaz olaydım! Mehmet Öğretmen, benden gamlı! Bir hafta önce yaşadığı bir olayı, taze taze anlattı. Gün sonu geldiğinde, sınıftan ayrılmadan önce sınıf temizliğini yaptırıyormuş. Sizin anlayacağınız, çocuklara etrafta çöp varsa toplatarak, yaşadıkları yerin bilincine varmaları adına bir öğreti, alışkanlık peşindeymiş.
Birkaç gün sonra çocuklardan birinin ebeveyni gelmiş. Ve açmış ağzını, yummuş gözünü; “ Sen kim oluyorsun Mehmet Hoca! Bizim çocuklarımız hademe mi?”
Çocuklarımız çok kıymetli! Bilinçsiz kıymetten kime ne fayda? Ya doğanın, tabiatın dili çözülse; “ Ben Sizin Hademeniz miyim?” Deyip bizi bir güzel üzerinden atsa? Bilim dünyası, insanları boşuna mı çırpınıyor; tabiat ciddi manada uyarılar yapıyor diye?