TEKİRDAĞ’IN YAMAN HALLERİ–343

Yayınlama: 11.06.2018 15:15
A+
A-

BÜYÜK ŞEHRİN VİDALI, SAPLAMALI AYIPLARI!

—————————————————————

Ne kadar yazsak da, oturmamış, oturuşmamış kurumların insana, insanımıza karşı olan DUYARSIZLIĞI bir türlü son bulmuyor.

Kendi gözlerimle kaç insanın, olur olmaz yerde bırakılan, vidalar, demir parçaları yüzünden düşme tehlikesi, ayaklarının yaralanması olayı yaşandı ve yaşanıyor.

Bir parça dikkatli gözlere sahipseniz, şehrin en işlek yerlerinde, daha önceden orada bulunan bekleme kabini veya elektrik direğinin alındıktan sonra geriye kalan vidalarını-saplamalarını görebilirsiniz.

Geride kalan bu demir, vida parçaları; gizli bir düşman gibi pusuya yatmış vaziyette. Her an ayakkabınızı yırtabilir! Ayağınızı yaralayabilir. Hatta sizi yüzü koyu yere yatırabilir. Bu düşmanın tek sorumlusu; görevini yapmayan belediye çalışanları ve amirleridir.

Askerlik en eski kurumlarımızdan birisidir. Ona bakıp, disiplinin, sorumluluğun nasıl şekillendiğini görebilir, anlayabilirsiniz. En altta, en küçük birimde, on kişilik bir ekipte bile onbaşılar vardır. Çavuşlar ve daha öteye uzanmaya başlar.

Ya Belediyeler? Onca Şef, müdür, daire başkanı?

Canlı bir örnek veriyorum. Tekirdağ Atatürk Spor Salonu Karşısı; Büyükşehir Belediyesine ait iki tane; yan yana yolu durağı vardı. Belediye ekipleri birisini kaldırmışlar. Herhalde ikisinin fazla olduğunu anladılar, birisini kaldırdılar.

Tamam; onların kendi seçimleri; buruda sorun yok. Kaldırdıkları yolcu kabinin ayaklarını yere bağlayan; dört tane demir vida-somun-SAPLAMA, olduğu gibi yerli yerinde duruyor. Yani pusuya yatmış düşman; her an birini, birilerini ele geçirip yaralayabilir.

Bu saplamaların olduğu durağı en çok kullanan insanlar; spor salonu ve yüzme havuzuna gelen çocuklarımız; gençlerimiz.

Kabini kaldıran insanlar; yani çalışan işçiler belli ki görevlerini yaptılar. Kabini alın; dediklerinde, gelip alıp gittiler. Ya başlarında bulunan kişi; onbaşı? Var mıydı? Varsa gözleri nereye bakıyordu?

Yazık; çok yazık; bu kadar güzellik yapılmak istenirken, çok basit bir şekilde çözülecek sorunların geride bırakılması; şehirciliğe; bütün yapılan her şeye zarar vermekten başka bir işe yaramıyor.

ZIRVA DEYİP GEÇME! (…)

—————————–

Büyüklerin sıkça kullandığı sözcüklerdendir; “ Zırvalamayı bırak!” Boşuna seslenmiyorlarmış! Zırvalara inanan ülkeler içerisinde en önde gelenlerden olduğumuzu öğrenince şaşırmadım.

Sizin anlayacağınız dostlarım;35 Avrupa ülkesinde yapılan araştırmada; Yalan habere, yanı zırva habere inanan ülkeler arasında savunmasız ikinci toplum olmuş. Bizden sonra gelen ülke; Makedonya olmuş.

Bütün mesele; yani karılma noktası bu sözcükte gizli; “ Savunmasız” Zenginliği sadece büyük araçta, evde, en çok yol yapmada gören toplumun hazin hikâyesidir bu savunmasızlık…

Haberin içeriği (Mirgün Cabas) bu konuda en güçlü savunması olan ülkelerden başta geleni Finlandiya. Bu konuda; yani gerçekle zırvayı ayırt etme konusunda vatandaşlarını bilinçlendiriyor.

Daha çok taze; Çiftlik Bank vurgunu! Sahibi; patronu sayılan bir gencin, akıllara ziyan hilebazlığı yaşandı. Üstelik buna benzer bir sürü kandırmaca, vurgun yaşanıyor.

Bu sorun ortaya çıktıktan sonra mağdurlar ortada kaldı. Bu işin patronu diye önü sürülmüş olan Mehmet Aydın çoktan yurtdışına kaçtı. Oysa ilgili bakanlıkların onayını almış; çok kolay bir şekilde halkımızı kandırmış…

Bunun üzerine Tarım Bakanımız ulusal basına şu cevabı vermişti; “ Halkımız da çok çabuk kanıyor be kardeşim!”

Demek ki her ile ilçeye üniversite açmakla kalkınma olmuyor. Eğitim cahili, denen korumasız toplum olduğumuz, ilimsel olarak ispatlanıyorken; eğitim kurumlarımız, devletimizin ileri gelenleri neyi bekliyor? Anlamak mümkün mü? Veya anlaşılmak…

 

 

 

 

 

Marka Flower Çiçekçi