TEKİRDAĞ’IN YAMAN HALLERİ–361

Yayınlama: 18.07.2018 12:03
A+
A-

ADALET SARAYIMIZ DENİZE NAZIR YÜKSELİYOR

——————————————————

 

 

Bizim de bir sarayımız olacak, bundan sonra; Adalet Sarayı… Yeni hapishanelerimiz, yeni hastane ve hastanelerimiz…

 

Hapishanelerde ki suçluların sayısı çoktan bin, on binleri, yüz bini geçti. Hastanelerin kuyrukları, randevu verme işlemleri, hapishane koğuşlarının yetmezliği ve adliye saraylarımızın bir türlü erimeyen dağ gibi dava dosyaları…

 

Bu satırları yazarken, yeniliğe, yeni olana karşıt olduğumun düşünülmesini hiç istemem. Bu yazımın biricik amacı; ülke insanıyla birlikte aynı gemide ilerlerken, nelerle boğuştuğumuzu irdelemek…

 

Onca adliye sarayı, hapishane ve hastane; sürekli açılmalarına sevinelim mi? Yoksa üzülelim mi? Çok basit bir mantıkla düşünecek olursak; sürekli hastalanan, hastası azalmak yerine artar, hapishanelerine af getirerek azaltma yoluna giden, adliyelerde ki davaların yıllarca sürmesi; toplum olarak, ilerlerken de nasıl gerilediğimizin örneğidir…

 

Güzel bir halk söylemi vardır; “ Çalışırken batmak!” İlerlerken; ilerlemenin sadece mal, mülkü kavramlarıyla anlatılması; tıpkı yol, köprü söylemlerine, siyasetçilerin düz ve kendilerine özgü mantıklarına takılı kalmamız; dünya ölçeğinde ki ilim, sanat, spor olaylarına karşı yabancı kalmamıza neden oluyor.

 

Kendimizi dev aynasında görmek yerine; dünyayı yöneten, ekonomiyi, politikayı belirleyen dört beş ülkenin niçin bu kadar ciddi söz sahibi, güç içinde olduklarını anlamak; ancak ilmi, felsefi tartışmalarla ortaya çıkar.

 

Yapılan yolları, köprüleri, barajları anlatmayalım mı? Elbette; bu şehre yapılan Olimpik Havuzla, çevre yollarıyla, yapılmakta olan Buz Pateni Merkeziyle de övünelim. Kıymetini bilmenin yanında; bu kadar güzel, büyük yatırımların şehre verdikleri, verecek katkılarını da görmezden gelmeyelim…

 

Adalet Sarayımız, denize nazır bir yerde yükseldi; devasa bir yapı çıktı ortaya. Buraya, büyük bir otel olsaydı gam yemezdim. Halka açık, gezinti, sosyal alanlar olsaydı yine gam yemezdim. Adalet Sarayının denizin hemen dibinde oluşunu anlamadığım gibi, üzerinde bulunan Yarı Açık Hapishanenin tarihiyle birlikte yerle bir edilmesini de hiç anlayamayacağım…

 

Sırf yeni, sırf büyük diye alkışlamak yerine, bu tür ihtiyaçların sürekli artmasının sosyolojik, ekonomik, psikolojik sebeplerini de irdeleyen bir ülke, ülke insanı olmanın yüce erdemini; düşkünlükle düşlüyorum…

 

  HAVERNAK SARAYI

———————————–

 

Şimdi, yerinde yeller esen, efsanelerde, masallarda anılan bir saraydı. Öyle böyle değil; bir günde üç renk değiştirir, ayna değilse bile ayna gibi yansımalar yapan, göz alcı muhteşem bir eserdi.

 

Mimari ise Ceza-yı Sinimmar’dır. Rum diyarından getirtilmiş, Numan Şahın isteği üzerine, eşi benzeri olmayan bir saray inşa etmiştir. Büyük ödül, mükâfat verileceği söz verildiği halde, bir benzerini başkasına yapmasın diye Numan Şah tarafından terasta kahve içme bahanesiyle uçuruma itilen yüce, marifetli Mimar Sinimmar…

 

Söylenti bu ya; gözüne hırs bürümüş şahın uçuruma ittiği, ödül yerine ölüm cezası verdiği mimar Sinimmar, uçuruma düşerken son sözleri şunlar olmuş; “ Diğer taş şahım, diğer taş”

 

Bunca marifeti, bilgiyi yok ederken, sarayının da yok olacağından habersiz di Numan Şah; söylentiye göre; mimar öyle bir taş koymuş ki; her yıl değiştirilmesi gerekiyor; değiştirilmediği takdirde saray çökecektir…

 

Bilginin, görgünün yüce önemi bir yana; ödülü hak edenlere ödül, cezayı hak edenlere ceza vermek; adaletin mülkün temeli yasasını ne güzel anlatıyor; Adalet Mülkün Temelidir…

 

İşte bu yüzden; kadim insanların haksızlık karşısında bir söylemi vardı; Ceza-yı Sinimmar; yani; Vah ki vah!” anlamını taşır…

Marka Flower Çiçekçi