TEKİRDAĞ’IN YAMAN HALLERİ–368

Yayınlama: 31.07.2018 10:03
A+
A-

GENÇLERE BİR HALLER OLUYOR!

————————————————–

 

Günün, güneşin son ışıkları aydınlatıyorken Tekirdağ’ı; elimde ceketim ve kitabımla geceyi ağırlayıp, gecenin içinde olacağım mekâna doğru yol alıyorum.

 

Valilik önünden, halk otobüs bekleme durağının yanından geçerken; akşam telaşına kapılmış insan bedenleri ve otobüs bekleyenleri; her akşam gördüğüm insanları, yine her akşamki doğal bakışlarımla süzdüm.

 

Bana yakın olan tarafta; genç bir baba; elinde ki telefonunla meşgul. Genç anne; üç dört yaşlarında ki çocuğunu kollamakla ve oldukça telaşlı; genç babaya kızgınlığını belli eder ses tonuyla konuşuyor.

 

Bir taraftan da çocuk, kaldırımda diğer insanların geliş yönünün tersine kaçmak, koşmak; çocukluk yapmak istiyor. Genç anne;” Dur gitme oraya; seni kediler yer!” korkutmasıyla çocuğu oyalamaya, kedilerin bir canavar olduğunu anlatmaya çalışıyor.

 

Üç dört yaşlarında ki çocuk kedilerden korkmuşa benzemiyor; ısrarla valilik tarafına, doğu yönüne koşmak istiyor. Bu sefer; ben yanlarından geçerken beni kastederek; “ Bak, abi alacak seni! “ Demez mi? Az önce kedilerdi, şimdi abi, dediği kişi bendim! Bir canavar olmalıydım! Çocuk bu abi alacak, lafından da etkilenmedi; küçük, paytak adımlarıyla yürümenin, yol almanın, kanatlanıp uçmanın zevkini yaşamak istiyordu.

 

Yolu geçerken; asfalt yolu; aynı anda birkaç kişiden çıkan çığlıkları duydum. Otobüs durağında bekleyenlerle birlikte birçok insan; çocuğun aniden asfalt yola doğru koşmasını, acı ve korku dolu çığlıklarıyla duyurdular. Belki çocuğa çarpmayacak olan ticari taksi de bu çığlıklar karşısında acı bir fren yaptı.

 

Telefonuyla meşgul olan genç baba; genç eşine acı acı çıkıştı. Genç anne de acının, şaşkınlığın pençesinde, kediyle, abi ile korkuttuğu çocuğunu asfalt yoldan aldı. Belki de bir daha ki sefere bu kadar şanslı olmayacağı, gamsızlığın bedelini daha acıyla ödeyecekleri hatayı tekrar etmemesini umarak, yürüdüm, uzaklaştım; kendi yoluma…

 

Bu olayın tesiri, yüreğe düşen acı çığlıkların esareti bitti bitecek derken; henüz beş dakika ya oldu ya olmadı. Arkeoloji Müzesinin yanından; Vali Konağı Caddesinden Rakoczi Müzesi istikametinde ilerliyordum. İsmet İnönü Spor Salonu yakınlarında; orada bulunan Yılmaz Spor Kulübü Parkına gelmiş olan bir başka genç anne ve baba…

 

Araçlarını sola park etmişler. Genç babanın sağ kolunda altı aylık civarı bir bebek. Çocuk düştü düşecek. Genç baba, sağ elinde bebeği tutmaya çalışırken, sol eliyle açmış olduğu bagajdan, çocuk aracını indirmeye çalışıyor.

 

O sırada genç anne, bedeninin yarısı yolda, yarısı aracın içinde bulunan çantaları karıştırıyor. Ne arıyor belli değil? Belki çocuğun sütü, maması, memesi, biberonu! En kıymetli hazineleri ise babanın sağ kolunda; ah düştü, ah düşecek; baba sirk cambazı gibi; iki elinde iki marifet, ayaklarıyla da dengeyi sağlamaya çalışıyor.

 

Her iki olayda da mantık yok. Acelecilik, gerginlik, uyuşukluk; belki de yanlış beslenmelerin, hareketsizliğin, geç saatlere kadar uyumanın, gece sörf yapacağız diye internette, sosyal medyada; beyin hücrelerini uyuşturmanın büyük etkileri olduğu açık…

 

Yapacakları işte sıralama yok! Öncelikleri çocuk, yardımlaşma olsa; bir iki dakika içinde, en doğruya, en kolaya ulaşacakken; birbirinden habersizmiş gibi duran genç anne ve babalar; çocuklar da onlardan habersiz; koşmak, oynamak, fark edilmek istiyorlar…

Marka Flower Çiçekçi