Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
ÇANAKÇILI RECEP AMCA
————————————————
Halkın dilinde güzel bir laf vardır; Öldürmeyen Allah öldürmez”! Diye… Recep Amca da iki haftalık ömür biçilen kanser hastalarından biri! Aynı zamanda, ölürken bile insanı güldürecek, düşündürecek cinsten bir insan…
Sıklıkla düşünmüyor değilim; Yaradan bu kadar mizahı olan yetenekleri niçin az-kıt yarattı diye! Gelmiş geçmiş uygarlıkların gelişme sahnesinde tiyatrolar, hamamlar, kütüphaneler başköşeye oturur.
Her zamanki gibi Akçeşme’de bulunan Erdal’ın kahvesine gittim. Erdal’ın bisiklet sporuna verdiği emeği varsa bu alanda gelişmeleri duymak, dinlemek adına. Dışarıda bulunan masaların hepsinde geceye ilerleyen günün insanları vardı.
Büyük masada bir tek kişi oturuyordu. Onun karşısına selam vererek geçtim. Selamı aldı; sigarasını tatlı tatlı tüttürmeye devam etti. İsmi Recep’miş; sonradan öğrendim. Öğrenmeyi bırakın; birkaç saat birlikte kâğıt oyunu oynadığımız gibi; bu tür insanların yaşamlarını ne kadar eğlenceli olduğunu da anlamam çabuk oldu.
Yedi yıl önce kanser teşhisi konmuş. Kendisinin söylediği gibi; aşırı zayıf olduğum için kanser beni yenemedi; inancına sahip… Kanser teşhisi konduğu vakitler 46;şimdi ise 56 kilo… Zayıf, halsizmiş gibi görünen yüzü; ilk bakışta Recep Amcanın yolcu olduğunu sanırsınız…
Konuşmaya başlayınca, sesinde ki o büyük yaşama aşkı; ruhuna sarılmış insan ve sanat akışı; yaşamın ve ölümün sınırında, sigarasını tüttürmenin zevkine, kalıcılığı olmayan bu dünyanın sırrına vâkıf bir insan sanırsınız…
Doktorların iki hafta ömrün kaldığı denen insan; yine genç bir doktorun bilgisini, inancını, görevini sonuna kadar yapma isteğinin kurtuluşu, belki de genç doktorun bir ömür hatırlayıp övüneceği bir kazanımıdır.
Recep Amca yedi yıldan beri yaşıyor. Kanseri yendiği gibi; hiç vazgeçmediği, ameliyattan önce de, sonra da kendi ifadesiyle; “Tatlı tatlı tüttürdüğüm sigaram!”
Neredeyse tüm ömrüm insanları sosyolojik, psikolojik açıdan merakla incelemekle geçti. Amatör ve tanrısal bir inanç içinde gördüğüm odur ki; malın, mülkün, gururun pençesinde ki düşkün insanların yaşam kalitesi; ölümden korkup, yaşama aktaracakları yegâne zenginlikleri; “kazanmak”
Yani, mal, mülk biriktirmek… Hiç kimse Recep Amca gibi yaşamı biriktirmek, ölümle dans etmeye kalkışmak cesaretiyle yüzleşmiyor… Recep Amcanın tedavi gördüğü hastane odasında, iki oda arkadaşı da sırasıyla ölmüş… Bu ölümler içinde yaşama tutunan, ölüp ölüp dirilen bir insanın göz pırıltıları, öldürmeyen şeyin insanı güçlendireceği acıların içinden sıyrılıp gelmiş 56 kilosu,69 yaşıyla anlatacağı hikâyeler, destancı, masalcı; hatta Homeros kadar etkili ve eğlenceli… Bir de düşündürücü…
Alman filozofun üzerinde durduğu felsefede ; “Beni öldürmeye acı, güçlendirir.” Der Nietzsche…
Farklı insanların, tesadüfü oturulan masaların, binilen toplu taşımanın; kısacası insanın olduğu her yerde sanmayın ki hep büyük karmaşa vardır! Recep Amca gibi insanlar; yaratıcı tarafından tüm dünyaya savrulmuştur. Bizler onları bulup, bilginin, görgünün, sezgisel ve içgüdüsel yaşamların, hak edişlerin ne büyük eğlence ve mucize olduğunu bir parça anlama sebebidir diye düşünelim…
Belki de çok az kalmış olan ömrü, bizi gafil avlayacak, bağışıklık sistemimizi çökertecek illet bir hastalığı engelleyeceğiz. Bu tür düşünen, dünyaya kurtarıcı diye değil, yaşamdan nefes almanın düşünsel keyfini, yaşamsal rüzgârını Recep Amcanın sigarasını tatlı tatlı tüttürdüğü gibi tüttürme eğlencesini, farkında olmadan uzattığımız ömrümüzle bir evrim hediyesi olarak kabul edeceğiz…
Bol makyajlı bol cakalı, süslü insanlar ne çok şaşırtır bizi; hayal kırıklığına uğratır, yaşamdan zevk almayışları, şikâyet edişleri. İlk bakışta Recep Amca çirkin görünüyor; o büyük kulakları, zayıf yüzüyle.
Konuşma şansınız varsa, olduysa; sesi ve felsefesinde ki yaşamın sanat fışkırdığını göreceksiniz; yaşamın içinde her daim olan bu güzel, inançlı insana, şükranlarımı sunuyorum…
Şarkıda ki gibi; Eğri eğri, eğri büğrü ama yine de doğru; insan, inanmış olduğu yaşamın hakkını vermek zorundayız…
Yaşam, insana bir yük değil; insanlar yük sandığı nice şeyin altında, ezilmişliğin içinde kıvranıp durmaktan başka hiçbir şey yaptıkları yok! Çözüm yine insanlarda; konu komşuda, tanıdık tanımadık, masasında tesadüfen oturduğunuz bir yabancıda…