Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
DİLENCİ GÖRÜNÜRLÜ GENÇLER KORKUTUYOR
———————————-
İnsanların en rahat, huzurlu ve dikkatsiz olduğu zamanlarda burnunuzun dibinde bitiyorlar. Alıştığımız, bildiğimiz yaşlı dilencilerin dışında, genç ve bakışlarında hap-lanmış bir görüntü taşıyan bu kişiler; ya ASKERE gidiyorum diye, ya da çorba parası niyetine, insanın burnunun dibine kadar sokuluyor.
Kaç insan bu tedirginliği ve korkuyu yaşadı, yaşıyor ve yaşayacak? Kendilerine para verilmediğinde tehditkâr bakışlarla, söylemlerle insanların yanından uzaklaşan bu insanlar, insanımızın en huzurlu, dinlence zamanlarında karşısına çıkması; baş edilemez bir korku, bıkkınlık içine düşmemize neden oluyorlar.
Her insanın başına polis dikemeyiz! Özellikle halkın toplandığı kamusal alanlarda zabıta ve polis ekiplerini belli saatlerde fazlalaştırabiliriz. İnsanımız; insanlar yakınında olacak kolluk kuvvetlerimizden her zaman manevi ve fiziksel olarak beslenirler. Güven duygusu yönünden de doğru algılar gelişir, rahatlama ve huzur adına psikolojik rahatlıklar hissedilir…
SAVRULUŞ BİÇİMLERİ
———————————-
Oradan oraya koşan, göç eden insanlar medeniyeti haline geldik. Bir türlü bir yerde kök salamamamın destanları yazılıyor durmadan…
Bir sürü yeni akım-moda; filanca ülkeye gittik; “ Bir daha mı geleceğiz dünyaya” sloganıyla bir güzel yemek yedik ve geldik…
Özellikle bölgemizde; Yunanistan ve Bulgaristan’a gitmek; uygarlık sembolü gibi bir şey oldu. Çekilen fotoğraflar ya yemek masaları, ya da büyük tarihi binalar; kısacası arka veya ön fonun güçlü olması gerekiyor; gezinin gücünü anlatmak adına…
Gezmeyi, görmeyi en çok savunan insanlardanım. Son nefese kadar savunacağım da bellidir. Bir tek şartla; deli danalar gibi olmamak şartıyla… Büyük tüketim ve sükse arayışları içinde ki gezmeler, yozlaşmaya, tükenmeye ve tüketmeye mahkûm olduğu aşikârdır…
Bütün bunların yanında, hiç kimsenin yediği içtiği, gezdiği, tozduğu bana dokunmuyor; dokunması da mümkün değil. İyinin kötüsü olarak bakma yolunda epey ilerlediğimi de vurgulamak isterim.
Bunca emeğin, koşmanın, harcamanın karşılığı sağlam, kalıcı, farklı etki ve etkilenmelere dayanırsa; ortaya çıkacak huzur, değişim; tadına doyum olmayacağını düşünüyorum.
Bir öğretmen arkadaşla bu konu üzerinde çok yeni kritikler yaptık. Dört arkadaş sürekli Yunanistan’a hep aynı bölgeye; yemek yemeğe gidiyorlarmış. Günlük gezilerden. 150–200 (Kişi başı) TL’ye eğlenip geldiklerini, çok mutlu olduklarını anlattı.
Yunanistan’ın daha ötelerine; başkentine, tarihi alanlarına inebildiniz mi; sorusu karşısında; YOK! Dedi… İlerisi, gerisi mühim değil; bellenin bir nokta var; o kadar. Birkaç Yunanlı ile arkadaş dost olabildiniz mi? YOK! Dedi; ama bize oldukça saygı gösteriyor oradaki Yunanlı esnaf, diye gülümsedi.
Para kazandıranı kim sevmez? Bir de borç iste bakalım; en yakının nasıl da sırtını dönüp nazikçe kirişi kırar…
Bu seyirler, sosyolojik analizler içinde gezmenin en pahalı olanlarından en ucuzuna kadar; her yönün, bölgenin; şehrin, kasabanın; hatta köy ziyaretlerinin bile önemi vardır. Kulaklar duymaya başladı, gözler görme becerisini kazandıysa; görgü de; dağdan gelip bağdakini rahatsız etmeme zarafetine yaslandıysa; korkmayın, her yerde yaşam var…
Doğuda da, batıda da, kuzeyde de, güneyde de… Pazar günü, kendi bölgemde; Tekirdağ’ın sahilinde her zaman altında ki gölgeye sığındığım çınarın altında geçirmeye karar verdim. Yanımda; Nietzsche’nin bir eser ve ulusal bir gazete… Bunlar işin formalitesi; insansız kaldığım an; insanlar var bu tür kitapların, gazetelerin içinde; her an sizle konuşacak insanlar…
Bülent aradı; ağabey, neredesin? Yerimi öğrenince; Geliyorum, mesajını çekti. Çınarın altında iki kişi olduk. Bülent’in, sütkardeşim dediği çocukluk arkadaşı aradı; Neredesin? Çınarın altını tarif etti; sütkardeşlik oğlunla geldi; dört kişi olduk…
Sütkardeşliğin oğlu;% 50 özürlüymüş. Görünen özrü; konuşmasında… Yaratıcı, özürleri gizleyen pırıltıları saçmayı asla ihmal etmiyor; evrim de öyle… Kerem; o günün yaşam ağacının dalları gibiydi; küçük bir ilgi, sevgi; masanın, o günün yüceliğine, erdemine ne büyük katkı; nice büyük geziler kadar gerçek ve kalıcı bir maneviyat…
Yaşamın her alanı fazlasıyla önemli, gezmek, görmek kadar; kendi çevremiz… Şimdi; Kerem denen bu çocuk; benim kardeşim, oğlum olsa bu kadar sevinirim; yüzlerinde ki pırıldı; baba oğul; nice yürüyüşe, tüketişe bedel…