Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
TEKİRDAĞ’DAN AYRILIŞ!
——————————————
Her seyahate çıkışımda bir ayrılış öyküsü yazılır Tekirdağ ile aramda. Bir hiç hesaplaşması; dağları, vadileri, denizi ve insanıyla törensel ve sessiz bir veda töreni…
Şubat ayı ve müsaade ettiği günlük güneşlik bir günün sabahı otobüs yol alıyor; batıya doğru. Tekirdağ’ın çiftçilerinin büyük umutlarla ektikleri buğday tarlalarını geçiyoruz. Tarlaların kenarlarında ki küçük ağaçların siluetleri akıp gidiyor çizgiler gibi…
Ganoslar-Işıklar Dağları her zamanki büyük görsel şöleni içindeler. Bir şaire, ressama, yazara ilam kaynağı olmayı bilecek kadar özel yaratılmışlar. Kumbağ’dan başlayarak Şarköy’e doğru “denizsiz olmaz” felsefesiyle; denizin kenarından uzanıyorlar.
Ganosların farkı, büyük resmi çok uzaklardan görünce bir başka güzellik sayılsa da; yakınına gittiğinizde başka büyüsel seçeneklerle karşı karşıya geliyorsunuz. Ardıç kümeleri, koruluk olmaktan öte ormana dönüşüyorlar. Çam, ıhlamur ve adaçayı; tekrar kokuları ve insan hünerleriyle çoğalmaya başladılar.
Ardıçların, fundalıkların artışı yöre insanının; köylerde oturanların hızla şehrimize göç etmesinden kaynaklanıyor. Azalan insan ve hayvanlar neredeyse el dokunulmayan Ganos-Işıklar Dağlarında; dağların tepe, vadi, eteklerinde var olan o büyük yeşermeyi tetikledi.
Otobüs hızla akıp giderken batı istikametine; Ganoslar’da kendi görkemi, masalımsı güzellikleriyle akıp gidiyorlar; doğudan batıya doğru. Sonra; Koru Dağları ile selamlaşıp herkes kendi yoluna devam ediyor. Koru Dağları Balkanlara kıvrılıyor; Keşan ve Enez üzerinden…
Her ayrılış kendi özlemini doğuruyor. Her seyahat, bir başka besini, üretimi, zenginliği beraberinde şehre geri götürüyor. Tekirdağ Süleymanpaşa’dan ayrılıklar böyledir; sevinç ile hüzün; sımsıkı; iç içe geçmiştir. Veda değil, özlemi anlatır…
Havada ki güneş; tam bir ayrılık esintisi üflüyor. Şairin frişka rüzgârı gibi; dingin, yüce bir barış ve eğlence tınılarıyla insana dair ne çok zenginliklerin olduğu kısır kavgaların, düşüncelerin ötesinde; harekete dair bir senfoni müziği fısıldıyor…
Duyuyorum; doğudan batıya doğru kayıp giderken otobüs; Frişka rüzgârının senfonisi; işte, kontrbas, keman viyola viyolonsel, korno, trampet, trombon, tuba, zil, davul, korno; hepsi oradalar; onları yöneten şef de; gökten yere inmiş; bu kadar çok neşeyi, hüznü; yaşamla, ölümü birlikte yoğuruyor.
TEKİRDAĞ KORULUKLARI
————————————
Tekirdağ’ın koruluk zenginliği şimdi orman zenginliğimizin artmasıyla ayrı bir yöne doğru; yeşile, doğal hayata doğru ilerliyor. Tekirdağ Orman İşletme Müdürlüğü her geçen gün daha iyi şeyler; ormanlarımızı çoğaltacak işler; ekimler, dikimler, teraslamalar yapıyor.
Kuzey Ormanlarımız; Istranca, şimdi Ganoslar Bölgesi ve Koru Dağları; Edirne Keşan sınırlarını geçen genç ve yeşil ormanlarımız; bölgemiz için doğal hayatın, doğallığın, güzelliğin ve sağlıklı yaşamın artması anlamını taşıyor.
Tekirdağ’ın koruluk zenginliği, birçoğumuzun gözüne çarpmasa da, hemen her yerde; yüzlerce, hatta binlercesi var. 40–50 ağaçtan tutun da,100–200 ağacı olan korular; eski ormanların devamı olduklarının küçük görüntüsü içinde büyük işler yapıyorlar.
Koruları daha çok koruyup kollamak, oraya sığınmış olan milyonlarca böceği, kuşu ve çeşitli hayvanları da çoğaltmamız, doğayı diğer canlılarla paylaşmamız, bizi daha çok ve duyarlı insan; insanlar yapacaktır.
Doğasını katleden uygarlıkların, milletlerin kendi sonları,”DOĞAL FELAKETLER” in ayak sesleriyle anlamak mümkün. Doğa çok sabırlıdır. Fakat alınanı ASLA unutmaz! Henüz, o büyük felaket; Kıyamet, yaşanmadan, şimdi çöllerde bile sel baskınları duyuluyorken, doğayı, doğamızı kurumak için her türlü adımı atalım…
Doğayla barışık yaşamanın, onun da canlı olduğunu duyumsamanın hiçbir zararlı yönü yok. Tam aksine; inanılmaz faydaları var. Doğanın zenginliği, ekonomik hayatımıza kattıkları, sosyal, kültürel, turizme katacakları; yarattığı temiz hava, tozları emip, yok etmesi; neredeyse sayılamayacak kadar değerli ve faydalı işler…
Tekirdağ korulukları da böyle; onlar her an her yerde karşımıza çıkıyorlar. Küme halinde veya ince bir sınırın, küçük bir vadinin içinde; her daim canlı kuytulukları; nefes alma alanlarıdır. Onları daha iyi anlamak, daha yakından izlemek; kaybettiğimiz doğanın sesleri ve renkleri, kokuları adına küçük bir fikir vermesi; küçük olanın bile ne büyük kıymet olduğunu bilmemiz; küçümsenmeyecek bir şey…