TEKİRDAĞ’IN YAMAN HALLERİ–473

Yayınlama: 06.03.2019 10:48
A+
A-

EKREM EŞKİNAT ve BALTANIN SAPI

——————————————————

 

 

Babam; “ Soğan başı ol da bir baş ol!” derdi. Aksine, hiçbir zaman niçin böyle düşünüyorsun baba? Demedim, diyemedim! Güya söylemek istediğini anlamış göründüm… Öyle ezberletilmiş, öyle algı yaratılmıştı! Bir baş; bir yerde bir yönetici, amir veya bir kurumun temsilcisi; kısacası, işini görmek, çözmek için en bildik yol yürüyüşü…

 

Ekrem Eşkinat’ın Belediye Başkanlık aday adaylık tanıtım konuşmasında da buna benzer bir sözcük bir gazeteci arkadaşımız için söylendi. “ Bir baltaya sap olamadın; bahri işe yararsın…”

 

Sayın Eşkinat bu lafı hangi gazeteci için söylemişti? Nijat Ayvaz için söylemekle kalmamış, onu salondan alkışlarla dışarı aldırmıştı. Eşkinat’ın tarihe geçen centilmenliği… Diyeceksiniz ki bu nasıl bir centilmenlik? Aynı sözü baba ve annelerimiz de söylemez mi?

 

Sanırım tüm ülkemizin ana sorunu bu! Bir baltaya sap olabilmek. Sap olanlar da baltayı beğenmiyor! Buna ne yapacağız? Mesela bu sözün sahibi, gazeteci arkadaşımıza “Bir baltaya sap olamamış” diye centilmence hakaret eden sayın başkan; bir baltaya sap olmuş. Yani eczacı olmuş. Peki, ama bu işi yapıyor mu? Onu eczanesinde gören varsa beri gele; kalfalarıyla işi getiriyor.

 

Ben bu işi anlamadım gitti. Bir taraftan baltaya sap olmak için onca emek, para, zaman tüket; tam baltaya sap oldun; ondan sonra baltayı beğenmeyin kazma, kürek veya başka şeylere sap olmak için yaşanan büyük telaş…

 

Peki, ama kime inanacağız? Balaya sap olmak mı daha iyi; yoksa olmamak mı? Görünen o ki, baltanın sapı, baltaya sap olamayanlardan daha huzursuz… Hele; halkı; sap saman görürsen, benim çevrem bana yeter dersen; siyasette hiç sap olmazsın…

 

SÜLEYMANPAŞA ÖĞRETMEN EVİ YOK HÜKMÜNDE!

—————————————————————————–

 

Tekirdağ Süleymanpaşa Öğretmenevi öğretmenleri bir bir kaçırtıldı. Hükümetin yanlış ve yanlı politikası bir yana; Öğretmenevini yöneten, ondan sorumlu Kültür Müdürlüğümüzün duyarsız yönetim algısıyla öğretmenler oraya buraya savrulup durdu.

 

Halkın arasında bazı öğretmenler bu işi; “ Bu öğretmenlere bu az bile!” diyerek, öğretmenlerin tepkisizliği, kendi evlerine sahip çıkmamalarını eleştirseler de, insanın içine sinmeyen bir şeyler var…

 

Bir zamanlar, diyerek yola çıkacak olsak; bir zamanlar ÖĞRETMENEVİ; ÖĞRETMENLERİNDİ!

 

Ya şimdi? Gidin bir görün! Dinlenme, eğlenme salonları dağıtıldı.Öğretmene güvenilmediğinden midir nedir; orada alınan keyif içkileri yasaklandı. Lokali hotel yapıldı. Sanki öğretmenevinin işi hotel yapmakmış gibi!

 

Dağıtılan öğretmenler nerde diye merak eden varsa; söyleyeyim; buldukları kahvelere sığındılar. Herkesin acısı kendine; içlerine attıkları bu dışlanmayı, oyun oynayarak yok etmeye çalışıyorlar.

 

Hâlbuki Öğretmenevi felsefesinde; öğretmenin dinlemesi, eğlenmesi; ikisi bir arada amaçlanmış; çok iyi de başarılmıştı. Niçin başarısızlığa uğradı? Nedense, sağ kesimde bir algı var. Aydının, eğiticinin toplandığı her yer; Köy Enstitüsü zenginliği, çoğalması oluşturuyor diye.

 

İyi işleyen, oturuşmuş, kültürel, sosyal alanların bir bir dağıtılması ve sonradan oluşturulmaya çalışılan çakma salonlar yeterli olur mu? Aynı kıyım Orduevlerine deneniyor. Siville buluşturayım derken; işin suyu çıkmaya başladı…

 

Ondan, bundan, korkudan beslenmek yerine; ilimden, sanattan, eğlenceden, konuşmadan, tartışmadan, düşünmeden beslenmemek ne acı bir politika…

 

Öğretmen Evimiz öğretmenin evi olmaktan çıkmıştır. Öğretmenlerin hakkı, hukuku önemli olmadığı ortada! Burası öğlenleri devlet memurlarına yemek veren, onların yatacak imkânlarını karşılayan bir acayip yer haline geldi.

 

Bu kaçak, çirkin ve işe yaramaz yapının şehrimizde ki yeri, önemi tartışılmalı ve bu kör, yanlış zihniyetten bir an önce kurtarılmalıyız…

Marka Flower Çiçekçi