TEKİRDAĞ’IN YÜZÜNÜ GÜLDÜRECEK YÖNETİCİ ARANIYOR

Yayınlama: 10.03.2022 13:39
A+
A-

Bunca kitap ve düşünce, yaşamıma tam olarak ne kattı diye düşünüyorum bazen. Öğrendiğim her türlü bilgi, görgü ve deneyim, cehaletimle yüzleştiriyor beni.

İnsanın, insanların hatta insanlığın yüzünün gülmesi nedir? Neden her insan, yağmurun tadını çıkartamaz? Niçin fırtınaları, sert tayfunları huzur içinde izleyemez?

Ve neden bazı yapılar, binlerce yıl sonra dahi ayakta, insanlığın mirası olarak dilden dile aktarılmakta; içindeki sırlarla birlikte…

Sağlamlık-dayanıklılık, matematik, yerbilimi, fizik bilimi mimarinin vazgeçilmezleridir. Şehirleri toplanmış olan insanların yüzlerini güldürecek olan şey yine yaşadığı şehrin kendisidir.

Okul yaşamımın ilk zamanlarında öğrendiğim bilgidir; yangın olması için üç element lazımdır diye. Nedir bunlar? Yakıcı, yanıcı ve hava… Yani, üçünden birisi olmaz ise ateş de olmaz…

Yüzü gülümseyecek toplumların şehirlerinde neler olması lazım? Altyapı, başlı başına vazgeçilmezidir uygar şehirlerin. Tekirdağlı yöneticilerden birisine sorsanız altyapı tamam mı? Eksikleri var ama tamamdır diyecektir. Öyleyse, ikinci soruyu soralım; Ya üst yapı tamam mı sayın yönetici?

Bu soruya tam manasıyla cevap verecek yönetici göremiyorum. Üst yapının ne demek olduğunu sıradan yağmur yağdığında; Muratlı Caddesi, Hükümet Caddesi, Kolordu, Ördeklidere Caddesi’ne çıkıp görmenizi isterim sayın yönetici?

Dedik ya, şehir insanlarımızın yüzlerinin gülümsemesi lazım. Gülümseme nedenlerinden ikisi; alt ve üstyapılardır. Şehirlerin dansları, müzikleri, şarkıları, turizmi, değişim ve dönüşümüdür gülümseme nedenlerinden bazıları…

Altyapı ve üstyapısı, bilimsel mimari ve mühendislikten beslenmeyen şehirlerin insanlarının gülümsemesi uzun süremez-sürmez. Çünkü romantizm, eğlence, huzur bir araya gelemez. Neden mi? Yağmur yağınca şehrimizin neresinde yaşıyorsanız yaşayın; eşinizi, çocuklarınızı veya sevgilinizi yanını alarak el ele sokak ve caddelerde yağmurun rahmetini paylaşmaya, tadını çıkarmaya, bir çıkın derim!

Ne göreceksiniz acaba? Her yerde birikmiş olan küçük gölcükler, balçıklar ve her an yakınınızdan geçen korkunç telaşı olan bir aracın üzerinize sıçrattığı o korkuyu, dehşeti, kaçınılmaz olanı göreceksiniz; gülmemeyi, tam aksine kızmayı, vazgeçmeyi öğreneceksiniz o zamana kadar öğrenmemişseniz

Yöneticilerimiz park, bahçe, çayhane yapıyor diye halkın deyimiyle; “ Bu dünyayı ben yarattım” gösterileri içinde dolaşıyorlar.

Güneş çıkınca gölgesi-serin yerler yeterince olmayan, yağmur yağınca sıçrayan çamurlu suları, yaz gelince tozu-toprağı azalmayan şehirlerin insanlarının yüzü güler mi? Diyelim ki yüzü gülsün diye şehrimizde yaşayan ailelerden birisi bir araç aldı. Yemeden, içmeden, oradan-buradan kısarak krediyle aldıkları aracı koyacak yer; park bulmakta krizlere gireceklerdir. Sabahtan gidersem, şurası boş olabilir diye geceden planlar yapacaktır araç sahipleri. Oysa araç denen şey, uygarlığın en önemli keşfidir; motorun, zamanın, konforun, seyahatin, ulaşımın, rahatlığın öyküleri gizlidir araç denen kültürde.

Ya şehrin plansızlığı iç içe geçmiş, yöneticileri ise sağlam, kararlı çözümler sunmuyorlarsa; araç sahibi olmak, aynı zamanda dert sahibi olmanıza neden olur.

Araçtan vazgeçelim; yaya olalım şehrimizde. Yaya geçitlerinden geçerken dahi nasıl tedirgin geçtiğimizi, yüreğimizin yerinden çıkacak gibi olmasını kim bilir kaç kez yaşamışızdır. Yaya geçidinde duran bazı araç sahipleri bizi nasıl da şaşırtıyor. Oysa kanunlar onlara durmasını söylüyor; şehir insanlarının yüzlerinin gülmesi için…

Ya şehrin üzerine gece çökünce, insanlar sadece evlerine, açık olan birkaç kahvehaneye mecbur bırakıldıysa; eğlence adına, müzik, dans adına olan şeyler sanki sadece gençlerin ve marjinal-sıra dışı insanların seçimi, ihtiyacıymış gibi ertelenen zamanlara bir de filmlere bırakılmışsa bu şehir insanının yüzü güler mi?

Uçaklar hakkında öğrendiğim bir haberi paylaşmak isterim. Özellikle devasa boyutları olan kargo uçakları! Kargo bölümünde yangın çıktığında uçmakta oldukları rotanın çok daha yukarısına çıkarlarmış! Niçin mi? Yazımın başında söz ettiğim; yangın olması için üç elementin birisi için. Kargo bölümünde yangın çıkan uçak, daha yukarı yükseldiğinde oksijen-hava daha da azalınca uçakta çıkan yangın kendiliğinden sönermiş…

Ya yolcu uçakları? Onlar ise bir an önce en yakın havalimanına inmeli, çok daha yukarılara çıkarak bir çözüm bulamazlar.

Şehrimizin yüzü gülmeyen insanları; daha aşağılara mı, daha yukarılara mı çıkmalı? Bilemedim… Evlere sığınmış; 205 bin insanın on binini bile meydanlarda göremeyen yöneticilerin şehir kültürü anlayışına sadece acı acı gülümsüyorum…

 

 

 

 

Marka Flower Çiçekçi