Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Yunus Usta’nın ustalığı nereden geliyor derseniz söyleyeyim. Taş ustalığından tutun da duvar ustalığına ve peynir helvasına kadar yetişen ustalık öyküleri…
Sevgi nasıl evrenselse, zorla yakalanamaz, üretilemezse, alın teri birlikteliği de aynı evrensel değerler içinde kabul görür. Vicdanı olan, emeğin, marifetin ve üretimin kutsallığının farkına varan herkes; alın terine saygı duyar ve kurumadan karşılığını vermek ister.
Alın terine, emiğin sahibine sadece saygı göstermek yetmez. Yasalarla kazandıkları hakların uygulanmasını, bu haklarda aksayan yönler varsa giderilmesini de yapmalıyız ki; hak ve adalet denen o mucizevî şeyler; mutluluk, huzur, gelişme sağlasınlar…
Yunus Usta telefonu çaldırıp açtığında ilk söylediği sözcükler;
“ Güven burada, Altınova’da olmalısın! Tam karşımdaki inşaatta çalışan işçiler yemek molası verdiler. Görmelisin yüzlerine yayılan yorgunluk mutluluklarını. Nasıl da acıkmış olarak bağdaş kurdular kâğıtlardan, poşetlerden oluşturdukları sofranın başına. Çay da demlemişler…”
Böyle duyurdu Yunus Usta, emeğiyle, alnın teriyle çalışan işçilerin öğle yemek molasını… Ya Bertold Brecth nasıl ifade eder; Okumuş İşçinin sorusunu;
“Yedi tepeli Teb şehrini kuran kim?
Kitaplar yalnız kralların adını yazar.
Yoksa kayaları taşıyan krallar mı?
Bir de Babil varmış boyuna yıkılan,
Kim yapmış Babil’i her seferinde?”
Üretenler, emek sahipleri birkaç günlüğüne bir duraklasa tüm dünya altüst olur. Ne yerin yedi kat altında korunan elmaslar, ne bankaların kasalarını ağzına kadar doldurmuş külçe altınlar yarar karın doyurup, yıkılanı, döküleni yapıp toplamaya!
Her seferinde halkı, işçiyi, çalışanı, üreteni ağızlarından düşürmeyenler; tüm dünya; VİP kapılarını, salonlarını kimin için yaparlar? İşçiler için, üretenler için demeyi çok isterdim…
Her seferinde yıkılan Babil’i yapan, dünyanın yedi harikalarının tamamında imzası olan o işçiler, emek sahipleri bir türlü anılmadığı gibi, hiçbir zaman VİP kapılarından geçip, VİP salonlarında ağırlanmadılar.
Niçin?
Dünya nimetlerini, zenginliklerini sahiplenenlerin oranlarına baktığımızda her daim küçük grupların en büyük paya sahip olduğunu görüyoruz. Büyük halk kitleleri ise en azına mecbur gibi…
Var mı bunun bir başka izahı? Bu tür yetmezlikler, bütüne ait olmayan eksiklikler, yanlışlıklar adaleti ve huzuru sağlar mı? Tamam, olur mu toplumun büyük çoğunluğunun neşesi?
Bir bakın ülkemizdeki işçi kazalarına! Çoğunun yeterli önlem almayışından kaynaklanır. İşçi sadece yevmiyesinin peşinde olduğu için düşünemez can sağlığının nasıl korunacağını!
Ya, VİP salonlarından geçenler düşünemez mi? Daha bol vakitleri, daha bol kazançları varken, daha gösterişli yerlerde yaşıyor, içiyor ve eğleniyorken, en azından İŞ GÜVENLİĞİ denen yasal ve insani yaptırımı, hizmeti düşünmeleri gerekmez mi?
Son sözleri Bertlold Brecht’e bırakıyorum;
“ Hindistan’nı nasıl aldıydı tüysüz İskender?
Tek başına mı aldıydı orayı?
Nasıl yendiydi Galyalılar’ı Sezar?
E bir aşçı olsun yok muydu yanında?
Kitapların her sayfasında bir zafer yazılı!
Ama pişiren kim zaferin aşını?
Her adımda fırt demiş fırlamış büyük bir adam,
Ama ödeyen kimler harcanan paraları?”