Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
( Tekirdağlılar, Yurttaşlar…)
Ölene kadar yazacağım, haykıracağım bir sözdür; “ Şehirlerin aristokratları, sanat sevdalıları” olmalıdır diye…
90’lı yılların başı itibariyle şehrin sanatı, sosyal ve kültürel hayatı için neredeyse her şeylerini adayan insanlardan birisidir Mehmet Ülker. Tekrar o zamanlar neler yaptıklarını, Cihat ve Mithat Akçakaya kardeşler ile ortaya koydukları değerli emeği anlatmayacağım.
4 Kasım Tekirdağ gecesi, Yahya Kemal Kültür Merkezi, Perde Arkası tiyatro oyununu sahneledi.2100 yıl öncesi, kara mizah tarzıyla yoğurmuş, Jul Sezar’ın diktatörlük zamanını, Cleopatra ile yaşamaya çalıştığı ilişkiyi, diktatörlüğe karşı çıkan senato üyelerinin durduğu yeri anlatıyor; eğlendirerek, düşündürerek…
M.Ö.15 Mart 44 yılında öldürülen Sezar’ın, ölüm sahnesi ve ona ihanet eden arkadaşlarının en önemlisi Brutus’un da ölüm bıçağını Sezar’a saplaması sonucu söylenen o son söz;
“ Sende mi Brutus?”
Geri dönen, şehirlerin şehir olmasında önemli rol oynayan tiyatro kültürü, aslında insanın daha ötelere ve gerilere; yani tüm zamanlara uzanması, yaşamın her anı ile bağ kurması adına Tekirdağ Kültür Merkezi kurucularına, Perde Arkası oyununu sahneleyen bütün sanatçılara teşekkürü, minnettarlığı borç biliyorum.
Yazın ve Yöneten; Mesut Esef ÖZFIRINCI, Yönetmen Yardımcısı: Hilmi DİNÇER,Sahne Amiri: İbrahim ERTETİK,Koordinatör: Mehmet ÜLKER,Dekor: Nedim YILMAZ,Işık-Efekt: İbrahim BAYRAKTAR,Müzik: Ufuk ÇALIŞKAN,Kostüm: Yelda Demirkurnalı,Afiş: Mahsun AKTAŞ…
Oyuncular: Ahmet MEMİŞ, Aylin IŞIKSAL, Deniz KARAKUŞ, Deniz SEZGİN, Doğaç ÜLKER, Enes DEME, Aray ANCER, Fatih BULUT, Hilmi DİNÇER, İbrahim ERTETİK, İrem CÜREBAL, Kardelen KARAKUŞ, Mesut COŞKUN, Oğuzhan ONUR, Sinem GÜR, Tarık AKTEPE, Vedat GÜNEY ve Yusuf SARIGÖZ, hepinizi ellerim acıyana kadar alkışlıyorum…
Peki, ama tiyatroya niçin gidilir? Tiyatro hangi derdimize dava olur ki?
Tekirdağ Kültür Merkezi’nin sahnelediği Sahne Arkası oyununu ele alalım! Seyirciyi en önemli, ünlü tarihsel anlara getirmiyor mu? Mısır kraliçesi, Roma Cumhuriyeti Diktatörü Jül Sezar’a, öldürülme anına, ölümü ardından onu en çok seven arkadaşım Marcus Antonius’un konuşma sanatı için başyapıt niteliği taşıyacak akıl, duygu, kurnazlık dolu seslenişine ve bir başka muhteşem insana; Roma şairi CATALLUS ismine bile ulaşıyoruz…
Tiyatro için ayrılan birkaç saatlik zaman, insan ruhunun, bilgi ve görgüsünün zamanlar arası dolaşım hakkını, yani bütün sınırları geçme, insanlığın geri kalanını ziyaret etme şansını yakaladığını söylersek yanlış olmaz…
TEMAŞA KÜLTÜR MERKEZİ, kendi sayfalarında tiyatroya bakış açılarını izah ederken:
—Tiyatro Nedir? Sorusuna: – Çünkü… Boşlukları dolduruyoruz. Unuttuğumuz değerleri tekrardan hatırlamak-hatırlatmak, sahiplenmek ve sahnelemek adına gelenekseli gelecekle buluşturmak istiyoruz.
Bu seslenişe-izaha, anlatıma anlam katmak adına tiyatro seyircisi olan insan, en az sahnedeki sanatçı kadar hür, coşkun, ilahi bir dönüşümün içinde bir canlı masumiyeti vizesi almış olmaz mı?
Antalya Şehir Tiyatrosu giriş salonunda tiyatro adına bir başka sesleniş, haykırış izah var.27 Mart 2005 günü, Fransız kadın film yönetmeni Ariane Mnochkine tarafından kaleme alınan anlatım;
“ İmdat!
Tiyatro yetiş imdadıma
Uyuyorum, uyandır beni
Karanlıkta kayboldum, yol göster bana, yada ışık yak
Tembelim utandır beni
Yorgunum, kaldır beni
İlgisizim, vur bana” diye devam ediyor…
Ne desek azdır… Yaşamak bir yudumsa, yaşamdan keyif olmak, onu onurlandırmak, sanatın farklı demleri-tatları, renkleri, sesleriyle yoğurmak birkaç yüzyıllık ömürlere bedeldir…