TRAKYA İNSANI HOŞ OLUYOR

Yayınlama: 19.10.2022 11:25
A+
A-

 Trakya insanının hoşluğu nerede başlar, nerede biter, bu sosyolojik olguya dokunmadan söz edecek, ait olduğum toprakların insanlarına bir hoşluk içinde sesleneceğim.

Gönüllü asimile olmuş, yüzyıllardır yaşattığı yemek, müzik, zanaat, sanat kültürlerini terk etmiş, apartman merakı yüzünden, şehir sanılan yerlerin apartmanlarına hapsolmuş hoş Trakyalı hallerimizden konuşmak hoş oluyor.

Düğün mevsimi her hafta birkaç düğüne gittik. Gitmiş olduğumuz son düğünlerden birisi, tam manasıyla ülke kültürümüzü yansıtan, doğulusu, batılısı, kuzeylisi, güneylisi her bölgeden insanın katıldığı, hoşça vakit geçirildiği bir düğün oldu.

Biraz geç gittiğimiz için kenarda kalan ama boş olan bir masaya oturduk. Takı vazifesi ve sosyal, kültürel demlenme adına bir saat kadar oturma girişimi, son yarım saat boğazımızda kaldı desem yalan olmaz.

Bir başka Trakyalı dostumuz, oğlunu avukat, kızını doktor yapmış Trakyalı bir tanıdık, eşi, torunuyla birlikte masamıza geldi. Geldikleri masada, onlar ayrılırken yüzler tebessüm içindeydi!

Neden mi? Karı-koca bir acayip konuşma meraklarından, neredeyse bütün iyi niyetlerine, Trakyalı hoşluklarına rağmen on dakika sonra bıktıracak vaziyete getiriyor en sabırlı derviş ruhlu insancıkları bile…

Masamıza gelen Trakyalı ailenin on parmağında on marifet var. Neredeyse her yönden bereket fışkıran bir aile… Yazlıkların, kışlıkları, ceviz, badem bahçeleri, bağları, arıları, daha saymadığım kim bilir ne çok zenginlik…

Yardımseverliklerine de laf edilemez. Vicdanları, merhametleri eksilmemiş. Fakat hani bir laf var ya; “ esir almak” düğünün yapıldığı, gelinle damadın alkışlanma anında bile bana laf yetiştiriyordu Trakyalı tanıdık arkadaş. Yenge de sıklıkla araya girip, oğlunun, kızının yeni aldığı evleri, arsaları, tarlaları bağıra bağıra anlatıyor. Çünkü düğün müziği onları engellemeye çalışıyordu.

Bir ara sesi kısılır,nefesi daralır gibi oldu.Müzisyenlerin olduğu yere dönüp;

—Çok gürültü yapıyor bunlar da! Sözcüklerini el hareketiyle de tasdik etti.

Müzisyenlerin müzik aletlerinle yarışır anlatmasına bir saniye bile ara vermedi. Sağ kolum onun tarafında olduğu, çok az mesafe yarattığım için ağzından fırlayan her küçük tükürük parçası, sağ elime uçarak yapıştı. Çeksem, silsem bir fayda olmayacağı için, kılımı bile kıpırdatmadan onu dinlermiş gibi yaptım.

Sahneyi yöneten müzisyen, gelinle damat için her alkış istediğinde belki, hoş Trakyalı arkadaşın sesini keser, dikkatini dağıtır diye bolca alkış yaptım ama nafile! Ne sesi, ne soluğu kesildi.

Sefil sözcüğünün anlamı; “ Sefalet çeken, yoksul” olarak ifade ediliyor. Hıfzı bir şiirinde; “ Sefil baykuş ne gezersin bu yerde/ Yok mudur vatanın, illerin hani?” mısralarıyla sesleniyor insanlığın insancıklarına.

Okuduğum kitaplardan ne öğrendiniz derseniz; bir arpa boyu şey öğrendim dedikten sonra, karşı tarafı anlama, empati-duygudaşlık kurmayı da öğrendim, dersem doğru olduğuna inanın. Ve en önemlisi, sefaletin ekonomik tarafının; dayanılır, belki de katlanır tarafının da olabileceğini söylemek isterim.

Diğer sefaletin, yani edebi çayırların olmayışı, edebi yağmurlar bir yaşam boyu yağmamış, gönül toprağınıza bir damlacık dahi düşmemişse, esas sefalet budur, derim. Her şey varken, yeteneğiniz, harika zenginlikleriniz, vicdanınız, merhametiniz; ama yetmeyeceğini, diğer sefilden daha sefil duruma düşmek gibi bir kadere razı olmanızı, katlanmanızı dilerim…

Hıfzı, şiirinde belki de “Yok mudur vatanın, illerin hani?” dizesinde belki de yok mu fikrin, felsefen, karşı tarafı anlama becerin?” de demek istiyordur; kim bilir…

Marka Flower Çiçekçi