Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Keşke, sözcüğü ve pişmanlığı “Vaktim olsaydı…” iç çekişinin acısı kadar büyüktür. Ölüm döşeğindeki insanların bazılarıyla yapılan son nefesten önceki bilimsel çalışmalarda “Dünyaya bir daha sağlıklı bir şekilde gelseniz ne yapardınız?” Sorusuna, ölüm döşeğinin saygın insancıkları şu yanıtları vermiş; “ Daha fazla seyahat ederdik… Daha fazla hoşgörülü olurduk… Kırılan, dökülenler ile fazla uğraşmazdık…”
W.Shakespeare’nin (Şekspir’in) büyük yapıtı Hamlet’in ölmeden önceki yüce dileğinde, korkudan çok edebi bir saygınlık içerisindeki seslenişi şöyle devam eder;
“ Ölüyorum Horatio” Sadık dostu Horatio,Hamlet’i o halde izlerken,ölümü düşündüğü zehrin kalan kısmını içmek istediği de çektiği dost acısından bellidir.
“ Vaktim olsaydı… Ama bu ölüm jandarma gibi yakaladı mı bırakmıyor insanı…” Yiğit Hamlet ölmeden önce en yüce dileği bir parça VAKİT” Ortalama bir insan ömründe olan bolca şey vakit değil midir? Yaklaşık 26 Bin gün ve geceye sahibiz… Doğumumuzdan başlayan bu vakit nasıl değerlendiriliyor?
Yarısı uykuda, yarısı dünyayı, çevremizi algılayacağız derken, geçen kaprislerin kelepçelerinden…
Vaktim olsaydı eğer;33 yaşında ölen kardeşimin gözlerinden daha fazla öperdim… Eğer vaktim olsaydı;58 yaşında ölen babamın doymadığım sesine daha fazla sarılırdım… Vaktim olsaydı; şefkatinden ağır bir yük, soylu bir alınganlık yaşadığım ninemi, küçükken beni sırtında taşıdığı gibi birkaç dakikalığına onu güldürmek için taşırdım…
Eğer, biraz daha vaktim olsaydı; 61 yaşında ölen dedemin kemikli sırtını, ağrıyan, sızlayan bedenini biraz daha ovalardım, güçsüz, minik ellerimin gelişmemiş kaslarını daha çok çalıştırırdım…
Vaktim olsaydı eğer; dünya ve ülkemizin klasikleri olmuş kitaplarını, yazarlarını, şairlerini başköşede tutmaktan öte onların ruhlarıyla her daim sohbete hazırlık yapar, çalışma masamda onlarla sohbetin en koyu olanlarına girişirdim…
Vaktim olsaydı eğer; kütüphaneler-imde beni bekleyen kitapları, henüz okumadığım kitapları dahi iki kez okuyup, küçücük kırıntıları olan kültürleri, hümanizma adına genlerime akışını, Meriç ırmağını izlediği gibi izler, beden hücrelerimin salsa yapan dansını hissederek, flütlerin, davulların sesleriyle şenlenirdim…
Vaktim olsaydı; seyahatlerin çok uzaklara gitmek değil, en yakınımızdaki uzağa ulaşmak ister, her gün gelip geçtiğimiz caddelerde, sokaklarda, parklarda yaşayan ağaçların, kuşların farkına varıp, onların öykülerini dinlerdim…
Vaktim olsaydı; sapanla yiğit bir avcı gibi öldürdüğüm serçelerin ruhlarından tek tek özür diler, öldürmenin affı olmayacağını bilerek, acılı bir avcı, ıslah olmaz bir vicdanın inlemesini duyar, gafletin içinde yüzen ilkel sevinçlerimizin erdem-sizliğine yanardım…
Vaktim olsaydı eğer; polemiklerle (Dalaşmalarla-Söz kavgaları) geçecek bir dakika dahi olmadığını yaşarken anlatmak, anlatırken yaşamak isterdim…
Hamlet ölmek üzeredir. Kötülüğün kahramanları başarıya ulaşmış iki yiğit insanı zehirleyerek ölüm uykusuna göndermişlerdir. Hamlet’in son sözlerine söyleme zamanı, edebi ve sosyoloji adına paha biçilmez bir şeydir;
“ Ölüyorum Horatio… Bakın şafak alaca etekleriyle yürüyor… Vaktim olsaydı…”