Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Bazı meslekler vardır; çalışanlarının eli öpülmeli, hatta ayakları bile… Bu mesleklerin en başında gelir sağlık çalışanları; sağlık merkezleri… Öğretmenler, askerler, polisler ve her şeyden önce bunları mutlu ve taze kılacak halkımız; ülke, millet ve doğa sevdalısı herkesin önünde saygı ile eğilmeli…
Şafak vakti günün en taze zamanlarıdır. Büyük kızımın haniden rahatsızlanması nedeniyle gittik yeni yapılan hastaneye; İsmail Fehmi Cumalıoğlu, yeni olmanın telaşı, mutluluğu içinde şehir insanlarımıza hizmet vermekteydi.
Günün en taze saatleri, gün ağarırken oradaydık… Hastane fazlasıyla yeniydi yeni olmasına ama eskinin bekleme yorgunlukları, bezginlikleri acil servisin içindeydi. Oradaki görevliler gecenin yükünü, yüzlerinde taşıyorlardı. Görünen o ki, az olan sağlık personeli, belki de dinlenmeye elverişli olmayan çalışma saatlerinin karşılığı olan yorgun yüzlere sahiptiler…
Eski hastane dediğimiz yerde ek binalar sayesinde Mısır Piramitleri içindeymiş gibi koridorlar arasında kayboluyorduk. Şimdi yepyeni bir şehir hastanemiz olmasına rağmen acil bölümündeki bekleme eski günleri hatırlattı. Burada da bürokrasi giriyor devreye. Kayıt edilme, kayıt numarası derken neredeyse yarım saat sonra derdimize derman aradık…
Değişen dünya, değişen teknolojiler ve yepyeni binalar; içinde, yenilenmiş, tazelenmiş, dinlenmiş, çalışma saatleri en uygun hale getirilmiş insanlar yoksa yeterince fayda sağlamıyor; sağlayamıyor…
Sanırım bu işin sırrı büyüklükte, büyük binalarda değil; çalışan, hizmet veren sağlık çalışanlarına en iyi çalışma koşulları yaratmada gizli… Tüm meslekler için böyle değil mi? Bir işi zoraki, yorgun, bıkkın yapmak var; bir de, severek, isteyerek ve dinlenmiş, tazelenmiş, özlemle yapmak var…
Sözün özü; büyük binaların içinde bir yüzyıl başlangıcı içinde; Adliye Saraylarımız, hapishane binalarımız ve yepyeni şehir hastanelerimiz oluyor olmasına ama ne adli olaylar, ne sağlık, ne de suç oranlarımız azalıyor; artan bir şekilde çağlayanlar gibi bu tür sorunlar akmaya, oluşmaya devam ediyor…
Acaba, şafak vakti gibi taze bir insanlık, millet, ülke yaratmanın en hakiki çaresi nedir? Yaşam serüvenleri içine sanatı, sporu, felsefeyi, tarih ve edebiyatı biraz daha artırsak, iş adaleti ve demokrasiyi daha üst seviyelere çıkarmış olsak; nasıl bir netice alırız?
Pilot bölgelerde bu tür düşünceleri eyleme geçirme şansı yaratabiliriz. Mutlu, hareketli, eğlenen bir topluluğun-toplumun ortaya koyacağı sosyal durum nedir, nasıl olacak; görmek isterim?
Gün ağarırken Tekirdağ Yeni-Şehir Hastanesinde, kızımın tahlillerini yaptırmış geri dönmek için taksiyi bekliyorduk. Yanımıza gelen iki köpek; birisi Kangal, diğeri hangi cins bilemedim! Kangal olmayanın tüyleri dökülmüş, deri hastalığına yakalanmıştı.
Küçük kızım Doğa hastane kantininde özenip de satın aldığı yeni gelen sıcak poğaçasından bir yudum istedim. Yanımda taşıdığım deri hapını içerisine koydum; hasta köpeğin, hastane bahçesinde belki de bir umudu olur yaşamaya, diğer köpekler gibi kaşıntısız bir yaşam sürmeye…
Taze bir gün, şehir hastanesi bahçesinde doğan, yakındaki kırlardan duyulan kuş sesleriyle insana öyküler anlatan sesler…
Varsa yaşama öykünüz, yürekliyseniz hikâye yazmaya; doğa, gezegen ve bir sürü güzel insan, canlı; hepsi bize hizmet etmek için vardırlar; gün ağarırken öten neşeli kuşlar, ruhumuzu saran kır kokuları gibi niyetliyseniz siz de yaşama hizmet etmeye…