Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
16 Mayıs, Yunanlılar İzmir’e,19 Mayıs Mustafa Kemal’e Samsun’a

İstanbul tam manasıyla kuşatılmış, işgalin ayak sesleri, baskın ve esaret kokan uygulamaları her yerdeydi. İngilizlerin büyük gururu, en sonunda ele geçirdikleri Osmanlı başkenti, yok etmek istedikleri Türk Ulusu’nun kaderi ellerindeydi. İtalyanlar ise pastadan daha büyük pay alma telaşı içerisinde kendi stratejileri peşindeydiler.
İngilizler Mustafa Kemal’e kuşku ile bakar, onu takip ederken, İtalyanlar ise diplomasi kurnazlığı içinde Mustafa Kemal’e samimi yaklaşımlarda bulunuyorlar. Birinci görüşme derken ikince görüşme ise Tepebaşı İtalyan Konsolosluğu’nda gerçekleşir.
Bu görüşme tam manasıyla aldatmaca kokuyordu. Mustafa Kemal soğukkanlı bir şekilde dinliyordu İtalyan yetkililerin Türklere gösterecekleri yardım çağrılarını ve tavırlarını. Güya, her koşulda Türklere yardım edeceklerdi. Yunanlılar İzmir’e girdi girecekti! Hiç olmazsa onlar yerine kendilerinin girmesi, kendileri tarafından bu işgalin yapılması ve pastanın değerli paylarını kapabilmek adına Mustafa Kemal’den birlikte hareket etmelerini nazikçe isterler.
İtalyan yüksek komiseri Comte Sforca, Mustafa Kemal’e şu tarihsel ve küstah sözleri söyler;
“ Ekselans, herhangi bir tehlike karşısında elçiliğin emrinize hazır olduğunu ben de söyleyebilirim.”
Mustafa Kemal’in o an hissettiklerini sonradan Türk insanının tarihsel hafızasına kadersel bir not sayılacak bir şekilde düşüşü ve o anın hislerini hür bir milletin en acıklı halinin ifadeleridir;
“ Yıldırımla vurulmuşa döndüm. Üzüntümü saklamak için kendimi güç tuttum. İtalyan tebası-uyruğu mu olmuştum?”
Mustafa Kemal bir asker olmaktan çok öte, bir sosyolog, toplum bilimci; ülkenin düştüğü durumu hakkında bilgisi, iradesi lise yıllarında çoktan oluşmuştu. O günden bugüne yaşanan kayıplar, Rumeli’nin (Selanik) neredeyse savaşılmadan elden gidişi, doğuda, batıda ki kayıplar ve gelinen noktada Anadolu, Türklerin sığınacağı tek vatanıydı… Gidilecek bir başka yerleri yoktu; binlerce yıldır tarih sahnesine olan Türklerin…
İtalyan Konsolosluğunda tanıklık ettiği şey, sadece kendine tanınmak istenen bir ayrıcalık O’nu beyninden vurmuştu. Kendi ifadeleri gibi “ Yıldırımla vurulmuşa döndüm.” Milletle birlikte İstanbul’u yönetenler artık esirdi…
İtalyan Konsolosluğundan çıktıktan sonra şu sözleri haykırır; bir fısıltı ve bir millet yüreğinin kalp atışları içinde;
“ Bir millet esirliğe düşünce milleten olan herkes nasıl bir HİÇ olur. Ben bir yabancının evinden çıkarken, bütün uşakların arkamdan güldüklerini duyar gibi oluyorum.”
1919 yılı başlarında İstanbul’da yani ülkemizin başkentinde yaşananları anlatan; hüzün, acı ve tercih yüklü yüce bir söz…
Günlerdir konuşulan olmuştur.16 Mayıs Yunanlılar İzmir’e çıktılar.19 Mayıs 1919 günü ise Mustafa Kemal’e kendisinin de kendisine kaderin güzel bir sunumu gördüğü Samsun yolculuğu başlayacaktır. Türk ulusunun bir kez daha küllerinden doğun doğmayacağının yolculuğudur; Karaköy’den kalkan Bandırma Vapuru içindeki yolcuların ülke ve millet sevdaları…
Mustafa Kemal İstanbul’dan çıkana kadar hemen hemen herkesin ilgi duyduğu bir şekilde görüştüğü kişilerin başındaydı. Bazıları onu kurtarıcı olarak görüyorken, birçoğu da (Saray’dan, İngilizlerden yardım bekleme saflığı içinde olanlar) ona güvenmiyordu.
Güvenmeyenler kimlerdi? İngilizlerden kurtarıcı gibi lütuf bekleyen zavallılardan başka kimseler değildi. Hürriyet ve İtilafçılar da aynı şeyi düşünüyor; O’na güvenmek doğru olmadığını savunanlarda vardı. Hoca Zeynel Abidin bunlardan birisidir. Bir gün;
“ Siz onun o gök gözlerini görüyor musunuz? Eline fırsat geçerse ne halife bırakır, ne padişah!” demiştir.
İşin en garip, en soysuz gerçeği de; İstanbul, İzmir işgal edildiği halde, ülke İngiliz, İtalyan ve Yunan postallarıyla ezilmeye başladığında bile kurtuluşu kendi ellerinde görmeyen gafillerin düştüğü durum; hiçbir zaman unutulmaması gereken ve bu yüzden tarih bilimi her daim tımar edilmesi gereken, göz bebeğimiz kadar sahip çıkacağımız bir hazinedir.
Yıl 1919 Samsun ve bir kez daha Türk Ulusu tarihin arka sayfalarında kalmaktan kurtulma süreci; Kurtuluşa gidene kadar yaşanacak olan büyük bir ustalıkla idare edilen bir YARADILIŞ DESTANI…
Anlamak için övgülere sığınmak yeterli değil. Okumalı, irdelemeli ve insan ruhunun süzgecinden geçirerek damlaları, kırıntılarıyla yepyeni ufuklar, barışçıl, sevgi dolu, bilim kokan yaşamlar icat etmeliyiz… Bütün gelişmiş medeniyetler, bütün kayıplarını telafi etmekte kullandıkları yegâne şeydir; akıl, bilim ve onlara mahsus o,büyük kurnazlıkları…
Bayramınız Kutlu Olsun;
“ Ey Türk istikbalinin evladı! İşte bu ahval ve şerait-koşullar içinde dahi, vazifen; Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır.”