Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Hafta sonu, günlerden Pazar! Dünyamızın hızla bahara doğru koştuğu, birçok ilimizde ise kara kış şartlarının hükmü sürdüğü Tekirdağ gününün içinde, Zübeyde Hanım Parkı taş mekânın önündeki masada çay ile birlikte sessizliğin de demini yudumluyordum.
Derken insanlar gelmeye başladı sıcacık günün hatırına. Uyanmıştı doğa çoktan, olmuştu öğlen vakti. Arıya benzeyen küçük bir böcek, belki de arının bir başka türü. Uçup duruyordu masamın etrafında. Böcek dilini okumayı bilmediğimden anlayamadım ne istediğini. Oysa biz insanlar ne çok şey biliyoruz diye kurnazca övünüp duruyoruz…
Bir çay, bir daha, bir su derken taş mekânın ilk önce arkamda bulunan masaları dolmaya başladı. Yan tarafıma, sağıma soluma durmuş masalara da gelenler, gidenler, yaşamın ayak seslerini örtmeye çalışsa da parkın her iki tarafında olan işlek yoldan geçen araçların berbat gürültüleri…
Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Albayrak yine yollardaydı. Devriyeye çıkmış nöbetçi gibi, şehrinin içindeydi; tıpkı çocukluğunda olduğu gibi; hissediyordu solukların, seslerin tamamını. Selam verip az da olsa masama oturup, bir fotoğraf ve birkaç düşünce ve söze katkı verdik…
Kadir Başkan, bu büyük alanda, muhteşem şehir meydanında başkanlığı geldiğinden beri bir şeyler yapmak istiyor. Ali Rıza Efendi Parkı, Zübeyde Hanım derken, dışarı çıkmayan insanların dışarı çıkarılması adına, havuzun olduğu yere kadar uzanacak çay kahve hizmeti yanında bir de akşamları müzik orkestrası getirilip, şehrin kadim geçmişiyle birlikte bugününe melodiler, müzik şöleni yayılacakmış…
Yan tarafıma oturan masaya oturan küçük bir çocuk ile kadının sesi geliyordu. Sonradan öğrendim ismini; Mustafa’ymış. Benim etrafımda uçuşan arıya benzeyen küçük böcek şimdi de onların masasına gitmiş ki küçük çocuğun sesi gayet anlaşılır ve samimi bir dille;
—Bak arı, seninle konuşarak anlaşalım. Sen beni sokma, ben de sana zarar vermeyeyim!
Bu sözü duyduktan sonra kulaklarım, zihnim hep yan masadaydı. Yanıma İlyas Bey geldikten yarım saat sonra Bülent küçük köpeği Fındık ile geldi. Köpeğin hatıran yan tarafta fazlasıyla merak ettiğim, arı ile uzlaşma sağlayan çocuk köpeği merak etti. Fırsat bu fırsat deyip, çocuğa dönüp; “ Sevebilirsin” dedikten sora çocuk cesaret bulup köpeğin başını okşamaya başladı. Annesinin yüzünü de o zaman gördüm. Genç bir kadındı. Mustafa, buğday tenini, masum yüzünü tamamıyla annesinden almıştı. Bir saat kadar önce çocuğunun arı ile kurmuş olduğu diyalogu anlatınca genç kadının yüzünde tebessüm belirdi.
Çocuğa bakarak; “ İsmi nedir?” deyince “ Mustafa “ dedi kadın. Aklıma Mustafa Kemal Atatürk’ün öğrencilik yıllarında Matematik öğretmeniyle yaptıkları konuşma geldi. Bende çocuğun zekâsı karşısında, arı ile kurmuş olduğu başarılı diyalog karşısında “Mustafa’nın yanına Kemal’i de koyalım. İsmi Mustafa Kemal olsun” deyince genç kadın; “Zaten ikinci ismi var.” Deyince “ Nedir?” , “Veli” dedi.
Mustafa Veli sekiz yaşındaymış. Hayrabolu sakinlerindendi. Okulunda çok başarılı olduğunu küçük konuşma vaktinde öğrendim. İzin isteyerek Mustafa Veli’nin Fındık ile birkaç fotoğraflarını çektim. Yüzüne dikkatlice baktım. Sanki evrenin sonsuzluğuna süzülen yıldızlar gibiydi; ışık saçıyor, samimiyet, masumiyet ve kararlılık saçıyordu.
Düşünmeden edemiyor insan; başarılı, zeki çocuklarımızın kaçını tutacağız ülkemizde? Çocuğu, kadını, insanı lafa gelince koyacak yer bulamıyoruz güya! Ama mutsuzluk sıralamasında kaç ülke arasında kaçıncı olduğumuzu merak etince, insanın canı sıkılıyor. Hiçbir sıralamaya girmeden, dikkate almadan da çevremizdeki insanlara; “Nasılsın” diye sormaya korkar olduk…
Elektrik, doğalgaz faturaları, bitmeyen siyasi kavgalar görünen o ki, insanlarımızı canından bezdiriyor. Romantizm konuşulmadığı gibi, insanı neşelendirecek dans, müzik, tiyatro, sergiler çok az insanın merak ve yaşama konusu oluyor.
Sekiz yaşındaki Hayrabolulu küçük Mustafa Veli’nin arıya benzeyen böcek ile yapmış olduğu konuşma fazlasıyla önemli. Barışçıl, anlaşmaya, uzlaşmaya ve anlayıp anlaşılmaya odaklı…
Büyükler, kendini “büyük” sananların bu tür barışçıl, anlaşılır ve anlamaya dönük konuşmaları niçin KIT hale geldi? Bilen ve araştıran var mı?