Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
2016’da kurulmuş olan Politikada Yenilikler Enstitüsü’nün web sitesini görünce çok şaşırmıştım (https://innovationinpolitics.eu/ ).
Yıllarca koltuğunu bırakmayan politikacılar, asırlar öncesinin laflarını tekrarlayıp duran sağcı/solcu politika heveslileri arasında yetişmiş biri olarak, politika ve inovasyon sözcüklerinin bir arada kullanılması bir oksimoron gibi gelmişti.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin başına örülen sorunlarla savaşabilmesi için bir kriz yönetimi masasının yanında bir de yaratıcı çözümler üreten bir masanın kurulması gerekiyor.
Özgür Özel’in, mitinge katılanlarla birlikte 24 Mayıs’ta Meclis’e, 30 Mayıs’ta Anıtkabir’e yürümesi çok yerinde ve etkili eylemlerdi.
Bu yürüme kararları, 26 Mayıs İzmir mitingindeki yürüyüş dahil, anlık verilmiş gibi gözüküyor ama artık ne kadar etkili oldukları görüldüğü için sık sık denenmeli.
Zaten Anayasaya göre yürümek için izin almak gerekmiyor.
İzin için başvuru yapınca hemen çeşitli engeller çıkarıyorlar.
Bir yaratıcı çözümler masası buna benzer fikirler üzerinde çalışmalı.
Kriz anları, doğası gereği, panik ve refleks tepkilerini beraberinde getirir.
Bildik yollar, güvenli limanlar aranır.
Bir yapıyı krize sürükleyen şey zaten o güne kadar doğru kabul edilen ezberlerdir.
Dolayısıyla, mevcut krizi yine aynı düşünce kalıplarıyla çözmeye çalışmak, bir sonuç vermeyebilir.
Einstein’a atfedilen bir söz var: “Problemleri, o problemleri yaratan aynı düşünce yapısıyla çözemeyiz.”
YARATICI DÜŞÜNME YÖNTEMLERİ
Kriz yönetiminde “yaratıcı düşünme” bir lüks değil, bir hayatta kalma yoludur.
Parti içi muhalefet, liderlik tartışmaları, ideolojik sıkışmışlık, taban ile tavan arasındaki iletişim kopukluğu, parti içi demokrasinin yokluğu, üyelerin eğitim eksikliği gibi sorunlar, yıllardır benzer yöntemlerle çözülmeye çalışılıyor.
Klasik siyaset mühendisliği, delege hesapları ya da kurultay söylemleri krizin ateşini düşürmeye yetmiyor.
Neden?
Çünkü sorunlar yeni bir dönemin ruhunu taşırken, çözümler eski dünyanın araçlarıyla üretiliyor.
CHP bu girdaptan çıkmak için, kriz yönetiminde yaratıcı yöntemleri devreye sokmalı ve şimdiye kadar takıldığı kalıpların dışına çıkmalıdır.
Bunun için iş dünyasında iyi bilinen yaratıcı düşünme yöntemlerinin çekinmeden kullanılması gerekir.
Örneğin “Kutunun Dışından Düşünmek” yöntemi.
CHP, yıllardır gettolaşmış mahalle barajlarını aşmak için geleneksel ittifak modelini denedi.
Sonradan “kent uzlaşması” diye adlandırılan bu yaklaşım, partiye bir suç gibi yapıştırıldı.
Yıllardır hemşeri grupları ile pazarlık yaparak belediye meclis üyelikleri dağıtıldı, hatta bu yöntem parti yöneticilerince yerel adaylara tavsiye edildi.
Onun yerine, her mahallede, o mahalle sakinleri kendi adaylarını özgür seçimlerle belirleseydi, “kent uzlaşması” gibi bir iddia ortaya atılamayacaktı.
Alışılagelmişin dışına çıkarak, kutunun dışından soruna bakarak, bir çok demokratik ülkede uygulanan mahallelinin kendi adayını seçmesi yöntemi, ön-ön-seçim gibi yaratıcı bir çözümle, Seçim ve Siyasal Partiler yasaları by-pass edilerek uygulanabilirdi.
Yaratıcı bir akıl, sadece yukarıda el sıkışmak yerine, yerel düzeyde “sorun odaklı topluluklar” kurmayı dener.
Örneğin, kura ile seçilmiş kişilerden oluşan “mahalle toplulukları” , ideolojik, etnik ve dini takıntıları aşarak, somut ortak çözümler, yeni fikirler üretebilir.
Bir diğer yöntem de “Tersine Mühendislik”tir.
“Biz neden kazanamıyoruz?” sorusunu sormayı bırakıp,” Onlar nasıl kazanıyor?” diye sorabiliriz.
Bizi tercih etmeyen seçmenin hayatındaki en büyük risk nedir, korkuları nedir?
Biz bu korkuları nasıl yok edebiliriz?
Bu, siyasi söylemi hamasetten kurtarıp veri temelli ve insan odaklı bir tasarıma dönüştürür.
“Kolektif Zekayı Devreye Sokmak” da yaratıcı çözümler için işe yarayabilir.
Siyaseti sadece dar bir genel merkez kadrosunun tekelinden çıkarıp, dijital platformlar vasıtasıyla gençliğin, akademinin ve sokağın yaratıcı enerjisiyle buluşturmak önemli bir yaklaşımdır.
Partinin karar mekanizmalarını “açık kaynak ” hale getirmek, hiyerarşinin yarattığı tıkanıklığı bir anda dağıtabilir.
CHP üyelerinin fikirlerini dijital yöntemlerle toplamak gibi bir iki cılız girişim oldu ama sonu gelmedi.
Mart 2025’te, Ekrem İmamoğlu için yapılan imza kampanyasının üyeler dışında halka açılması güzel bir karardı.
Bu tip çalışmalar daha sık yapılabilir.
KÖK NEDEN
Bugünkü sorunların kök nedenini bulmak için, Toyota yönetim sistemine göre beş kere “neden” sorusu sorulsa, cevaplar, siyasi açıdan eğitimsiz üyelere ve kifayetsiz ilçe yönetimlerine kadar gidebilir.
Partinin merkeziyetçi yapısı önemli bir sorun.
Ankara dışındakiler işe yaramaz, değersiz kişiler gibi görülüyor.
Ama itiraf edelim, il-ilçe örgütlerinin yapısı da, merkezin bu tutumunun bir ölçüde haklı olabileceğini düşündürüyor.
İlçe, il, Kurultay delegelerinin; yönetim kurullarının, belediye meclis üyesi adaylarının, hatta milletvekili adaylarının nasıl belirlendiğini herkes biliyor.
Parti içi demokrasi diye bir kavramdan bir çok üye habersiz.
Liyakat, liyakat diyorlar ama, ilçe yönetimi pozisyonları bile işleri en iyi yapacak kişilerle değil, eş-dost tanıdıklarla dolduruluyor, kimse de bunu dert etmiyor.
Delegeler parti içi demokrasi gözetilerek seçilmiş olsaydı, başarısız başkanlar yıllarca yerinde kalabilir miydi?
Kendine güvenen, gerçekten çalışmak isteyen kişilerin önünü açacak çarşaf liste gibi adil seçim yöntemleri uygulanmıyor, masa başında listeler hazırlanıyor.
Üyeler de “tıpış tıpış” gidip bu hazır listeleri sandığa atarak seçim (!) yaptıklarını zannediyor.
Yönetim kurulları kapalı kapılar ardında boş konuşmalarla geçen toplantılar yapıyorlar.
Bu durumu, bir zamanlar yedek üye olarak katıldığım toplantılarda gözlemlemiştim.
İl, ilçe yönetimleri sadece merkezden gelen yazıların gereğini yerine getiriyorlar.
Liyakat sorunu o seviyede ki, eğitimli ve deneyimli bir arkadaşa, şaka yollu, “Seni yanlışlıkla mı ilçe yönetimine aldılar?” diye takılmıştım.
UMUT
CHP krizleri sadece “yönetilmesi gereken bir kargaşa” olarak görülmemeli.
Kriz, doğru bir yaratıcı zekayla harmanlandığında, köhneleşmiş yapıları yıkıp yerine modern, dinamik ve kapsayıcı bir geleceği inşa etmenin en güçlü manivelasıdır.
Ezberler sadece yerinde saydırır; bizi ileriye taşıyacak olan ise krizin ortasında vuku bulan o yaratıcı cesarettir.
Çince’de “kriz” kelimesi wēijī (危机) olarak yazılır ve iki farklı ideogramdan oluşur: Kelimenin ilk bileşeni wei, “tehlike”, “risk” anlamına gelir. İkinci bileşen ji ise; “kritik nokta” veya “hareketin/değişimin başladığı an” anlamına gelir.
Umarız bu kriz, Atatürkçülerin ve Sosyal Demokratların mücadele ruhunu kamçılar.