Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Televizyon karşısında “Ne olacak halimiz?, Ne yapacağız?” diye endişelenip, güncel bir yazı konusu bulmaya çalışırken, aklıma “Diktatörün Öğrenme Eğrisi” başlıklı kitap geldi.
2012’de yayınlanmış olan kitabı raftan alıp eskiden işaretlediğim sayfalara tekrar göz attım.
Şaşırtıcı bir şekilde bugünlerde yaşadıklarımızı anlattığını farkettim.
Kitabın yazarı Amerikalı gazeteci W. J. Dobson Demokrasi Dergisinin (https://www.journalofdemocracy.org/ ) editörlerinden.
Yazar, o yıllar Çin, Rusya, Venezuela, Mısır, Malezya gibi ülkeleri gezmiş.
Hem rejimden kişilerle, hem de aktivistlerle görüşmüş.
Kitapta, yeni otoriter rejimlerin, Stalin ve Mao gibi eski diktatörlerin sert, şiddet içeren taktiklerini terk ettiklerini belirtiyor.
Yeni diktatörler birbirlerinden öğreniyorlar, daha sofistike, teknolojik ve yasal yöntemler kullanarak muhalifleri kontrol altında tutuyorlar.
Modern diktatörler küreselleşmiş bir dünyada toplu infazların, sokaklardaki tankların ve toplama kamplarının iş dünyası için kötü olduğunu fark etmişler.
Muhalefeti doğrudan ezmek yerine, onu bürokrasi ve hukuk labirentlerinden geçiriyorlar.
Modern otokratlar seçimler düzenler, kontrollü bir muhalefete izin verir ve yarı bağımsız bir basına olanak tanır. Ancak, vergi denetimleri, seçici yasa uygulaması ve devlet destekli medya kontrolü yoluyla oyun alanını o kadar büyük ölçüde değiştirirler ki, aslında asla iktidarı kaybetme riskiyle karşı karşıya kalmazlar.
Modern otokratik rejim, eleştiren bir kişiyi siyasi suçlamalarla tutuklamak yerine, uydurma bir vergi kaçırma davasıyla iflas ettirmeyi, “rüşvet almakla” suçlamayı veya imar ihlalleri nedeniyle para cezası vermeyi daha olası görür.
Kağıt üzerinde yasal görünen bu yaklaşımlar, uluslararası toplumun müdahale etmesini zorlaştırır.
“Diktatörün Öğrenme Eğrisi” başlığı, devam eden bir bilgi yarışına işaret ediyor.
Diktatörler, kendi rejimlerini güçlendirmek için geçmiş devrimleri incelerler, birbirlerinden kopya çekerler.
Bir ülke etkili bir internet güvenlik duvarı kurduğunda veya sivil toplum kuruluşlarını felç eden bir yasa geliştirdiğinde, diğer otoriter ülkeler de benzer yasaları hızla benimserler.
Ama bu diktatörlere karşı, özgürlük isteyenler de öğreniyorlar, kendilerini geliştiriyorlar.
Dobson, farklı ülkelerden aktivistlerin taktikleri nasıl paylaştığını belgeliyor.
Örneğin, Slobodan Milošević’i devirmeye yardımcı olan Sırp gençlik hareketi “Otpor!”, Arap Baharı’nı başlatanlar da dahil olmak üzere dünya çapında aktivistlere örnek oldu.
Yazarın ülke gözlemleri de şöyle:
Rusya: Vladimir Putin yönetiminde rejim, “yönetilen demokrasi”yi ustaca kullandı; siyasi rakiplerini ve çizgiden çıkan oligarkları ortadan kaldırmak için yargı sistemini bir silah olarak kullandı.
Çin: Dobson, Çin Komünist Partisi’ni en uyumlu otokrasi olarak tanımlıyor. Halkın öfkesini görmezden gelmek yerine, yolsuzluk veya kirlilik gibi yerel şikayetleri tespit etmek ve yaygın rejim karşıtı protestolara dönüşmeden önce ele almak için sosyal medyayı aktif olarak izliyorlar.
Venezuela: Hugo Chávez yönetiminde rejim, popülizmi silah olarak kullandı, gerçek halk desteği kazanmak için petrol zenginliğinden yararlanırken, demokratik denge ve denetim mekanizmalarını içeriden sistematik olarak ortadan kaldırdı.
Dobson, gelişmişliklerine rağmen modern otokrasilerin temelde ürkek ve kırılgan oldukları sonucuna varıyor. Meşruiyet ve ekonomik istikrar görünümüne dayandıkları için, gerçek doğalarını ortaya çıkaran EKONOMİK GERİLEMELERE VE İNTERNETTE YAYILAN VİRAL OLAYLARA KARŞI SON DERECE HASSASLAR.
Yazara göre tiranlık evrim geçirdi.
Demokrasi mücadelesi artık, susmayı reddeden vatandaşlar ve politikacılar tarafından, sürekli bir zekâ, teknoloji ve stratejik uyum çabalarıyla veriliyor.