NE OLDU BİZLE BÖYLE?

Yayınlama: 03.11.2026
Düzenleme: 03.11.2026 13:24
A+
A-

 

Ne oldu bize böyle?

Nereye baksam gerginlik.

Nereye gitsem stres.

Kiminle konuşsam dert.

İnsanların yüzü gülmüyor.

Gülse de içten değil.

Herkesin bir sıkıntısı var.

Herkesin bir hesabı.

Herkesin bir öfkesi.

Sanki hepimiz patlamaya hazırız.

Bir kıvılcım bekliyoruz.

Açıkçası korkutucu bir hâl aldık.

Hem de fazlasıyla.

***

Tekirdağ’a bakıyorum.

Özellikle Süleymanpaşa’ya.

Eskiden sokaklarında huzur aradığımız bu şehirde artık başka bir hava var.

İnsanlar aceleci.

İnsanlar tahammülsüz.

İnsanlar mutsuz.

Bir selamı çok görüyoruz.

Bir tebessümü esirgiyoruz.

Birbirimizi dinlemiyoruz.

Ama birbirimize kızmakta hiç gecikmiyoruz.

Ne ara böyle olduk?

Gerçekten merak ediyorum.

***

Çarşıya çıkıyorum.

Esnaf dertli.

Müşteri dertli.

İşçi dertli.

İşveren dertli.

Emekli desen zaten ayrı bir dert.

Gençlerin yüzünde gelecek kaygısı.

Anne babaların omzunda geçim yükü.

Herkes bir şeylerle mücadele ediyor.

Ama kimse kimsenin mücadelesini görmüyor.

Çünkü herkes kendi derdine düşmüş.

Kimsenin başkasını dinleyecek hâli kalmamış.

İşte asıl mesele de burada başlıyor ya neyse…

***

Süleymanpaşa’nın sokaklarında yürüyün.

Trafiğe çıkın.

Bir korna sesi duyarsınız.

Ardından bağırışlar.

Sonra hakaretler.

Bazen de kavga.

Sebep ne?

Yol vermemiş.

Önüne geçmiş.

Yanlış park etmiş.

İki dakika bekletmiş.

Hepsi bu.

Peki, sonuç?

Bazen telafisi mümkün olmayan olaylar.

Bir anlık öfke.

Bir ömürlük pişmanlık.

Değer mi?

Elbette değmez.

Ama bunu öfkelendiğimiz anda unutuyoruz.

***

Bir de insanların birbirine bakışı değişti.

Eskiden insanlık konuşulurdu.

Şimdi makam konuşuluyor.

Eskiden karakter önemliydi.

Şimdi cüzdan.

Eskiden saygı kazanılırdı.

Şimdi unvanla bekleniyor.

Kimin ne kadar parası var?

Hangi koltukta oturuyor?

Kimi tanıyor?

Kiminle fotoğraf çektirmiş?

Bunlar önemli hâle geldi.

İnsan olmak ise sanki ikinci plana düştü.

Yanlış mı düşünüyorum?

Keşke yanılıyor olsam.

***

Süleymanpaşa küçük bir şehir değil artık.

Büyüdü.

Kalabalıklaştı.

Değişti.

Yeni binalar yapıldı.

Yeni yollar açıldı.

Yeni işletmeler kuruldu.

Ama bir şeyi ihmal ettik.

Birbirimizi.

Şehir büyürken tahammülümüz küçüldü.

Binalar yükselirken hoşgörümüz azaldı.

Kalabalık arttıkça yalnızlaştık.

Ne garip değil mi?

Aynı sokakta yaşıyoruz.

Ama birbirimizi tanımıyoruz.

Aynı apartmanda oturuyoruz.

Ama selamlaşmıyoruz.

Aynı şehirde yaşıyoruz.

Ama birbirimize yabancılaşıyoruz.

***

Şimdi bazıları diyecek ki:

“Eskiden de böyleydi.”

Olabilir.

Belki de ben yaş aldıkça daha fazla fark ediyorum.

Belki eskiden de insanlar gergindi.

Belki de bu kadar görünür değildi.

Bilmiyorum.

Ama bildiğim bir şey var.

Bugün öfke çok çabuk büyüyor.

Küçücük meseleler kocaman kavgalara dönüşüyor.

Bir söz.

Bir bakış.

Bir yanlış anlaşılma.

Ardından kıyamet kopuyor.

Üstelik kimse geri adım atmak istemiyor.

Çünkü herkes haklı.

Herkes güçlü.

Herkes son sözü söyleme derdinde.

Peki, kim anlayış gösterecek?

Kim alttan alacak?

Kim özür dileyecek?

İşte bunların cevabı yok.

***

Bir başka mesele daha var.

Sosyal medya.

Orada da durum farklı değil.

Süleymanpaşa’da iki kişi tartışıyor.

Konu hemen sosyal medyaya taşınıyor.

Yorumlar başlıyor.

Hakaretler havada uçuşuyor.

Tanımadığımız insanları yargılıyoruz.

Bilmediğimiz olaylara hüküm veriyoruz.

Sonra da toplum neden bu kadar gergin diye soruyoruz.

Çünkü gerginliği hep birlikte büyütüyoruz.

Bazen farkında olarak.

Bazen olmayarak.

***

Peki, ne yapacağız?

Böyle mi yaşayacağız?

Her sabah öfkeyle mi uyanacağız?

Her akşam stresle mi yatacağız?

Çocuklarımıza böyle bir şehir mi bırakacağız?

Bence bırakmamalıyız.

Çünkü Süleymanpaşa bizim.

Bu sokaklar bizim.

Bu şehirde yaşayan insanlar bizim insanımız.

Birbirimize ihtiyacımız var.

Esnafın müşteriye.

Müşterinin esnafa.

Komşunun komşuya.

Gencin yaşlıya.

Yaşlının gence.

Hepimizin birbirimize.

***

Burada yerel yöneticilere de görev düşüyor.

Sivil toplum kuruluşlarına da.

Esnaf odalarına da.

Okullara da.

Ailelere de.

Ama en büyük görev bize düşüyor.

Çünkü hoşgörü belediye kararıyla gelmez.

Saygı tabelayla oluşmaz.

Sevgi talimatla gelişmez.

Bunlar insanın içinde başlar.

Evinde başlar.

Sokağında başlar.

Mahallesinde başlar.

Sonra bütün şehre yayılır.

***

Bakın.

Tekirdağ’da yaşananlar Türkiye’den bağımsız değil.

Süleymanpaşa’daki gerginlik de yalnızca buraya özgü değil.

Ekonomik sıkıntılar var.

Gelecek kaygısı var.

Geçim derdi var.

Ama hiçbir gerekçe birbirimize zarar vermemizi haklı çıkarmaz.

Sinirli olabiliriz.

Yorgun olabiliriz.

Dertli olabiliriz.

Ama insanlığımızı kaybedemeyiz.

Kaybetmemeliyiz.

***

Ben artık insanların birbirine daha fazla tahammül etmesini istiyorum.

Biraz anlayış.

Biraz saygı.

Biraz sabır.

Çok şey mi istiyorum?

Sanmıyorum.

Bir selamın kıymetini bilelim.

Bir gönül almanın değerini hatırlayalım.

Her tartışmayı savaşa çevirmeyelim.

Her farklı düşünceyi düşmanlık saymayalım.

Çünkü hayat zaten yeterince zor.

Bir de biz birbirimizin hayatını zorlaştırmayalım.

***

Son sözüm Süleymanpaşa’ya.

Bu şehir hepimizin.

Kimsenin diğerinden üstün olmadığı bir şehir olmalı.

İnsanların korkmadan yürüdüğü.

Trafikte birbirine saygı gösterdiği.

Komşunun komşuya sahip çıktığı.

Esnafın güler yüzle karşıladığı.

Gençlerin umutla geleceğe baktığı bir şehir.

Bunu istemek hayal değil.

Ama bunun için önce kendimize bakmalıyız.

Öfkemize.

Davranışlarımıza.

Sözlerimize.

Birbirimize karşı tutumumuza.

Çünkü şehirleri yalnızca binalar güzelleştirmez.

İnsanlar güzelleştirir.

Biz birbirimize iyi gelmezsek, bu şehir bize nasıl iyi gelsin?

Tadımız kaçtı.

Tuzumuz eksildi.

Huzurumuz azaldı.

Ama hâlâ geç değil.

Yeter ki birbirimizi kaybetmeyelim.

Çünkü bu gidişle aynı şehirde yaşayacağız ama birbirimize tahammül edemeyeceğiz.

Asıl korkmamız gereken de bu.

Ben yazayım da…

Belki birileri düşünür.

Belki birileri kendine pay çıkarır.

Belki birileri değişir.

Kim bilir?

Ne dersiniz?

Saygılar…

 

Marka Flower Çiçekçi