
Yazıları dikkatimi çekiyordu. O yazılardan birinde “Tarih 9 Ekim 2006. Ben doğalı daha 7 gün olmuş,” gibi bir ifade geçiyordu. O anda “Allah Allah!” dedim içimden. “Bu yazıları yazan 18 yaşında biri olabilir mi?”
Özellikle eğitim üzerine yaratıcı fikirlerin, eleştirilerin, önerilerin, düzgün ve akıcı satırların sahibi18 yaşında bir genç olabilir miydi?
Doğrusu pek ihtimal vermemiştim ama merak etmeden de duramamıştım.
Nihayet beş-on gün öğrenciydi. Otobüs durağına varmıştım ki iki arkadaştan biri “Sizin adınız Salim mi?” diye sormasın mı…“Evet.” “Soyadınız “Koçak?” “Evet.”
“Ben Süleyman Ömer Yavuz.”
Gazetedeki fotoğrafımdan tanımıştı ve işte o yazıların sahibi karşımdaydı. Gökte ararken yerde bulmuştum.
Hemen aldım ikisini birlikte bir kafeye. Başladık sohbet etmeye.
Süleyman son derece kültürlü, zekî,mantıklı, idealist ve siyasetle, ülkesinin sorunlarıyla çok yakından ilgilenen bir gençti. Ve bu genç henüz lise son sınıf öğrencisiydi.
Nasıl kutlayacağımı, nasıl takdir edeceğimi bilemedim desem, abartmış olmam.
En iyisi sözü kendisine bırakmak. İşte farklı yazılarından aldığım ikişer-üçer cümle. İlki eğitimin amacı üzerine:
“Eğitimin amacı, sadece doğruları veya yanlışları öğretmek olmamalı. Bireyin hayal gücünü, yaratıcılığını ve düşünme becerilerini geliştirmeyi de kapsamalı. Ne yazık ki mevcut eğitim sistemi sorgulayan ve üreten bireyleri değil, bilgiyi hızlıca ezberleyip sınavlara kadar aklında tutanları ödüllendiriyor.”
Düşünmek üzerine:
“Öğrencilerin sadece doğru cevabı bulmalarını beklemek yerine, onlara farklı yollarla düşünmeyi öğretmeliyiz. Merak ettikleri soruları sormalarına, keşfetmelerine ve hata yapmalarına izin vermeliyiz. Yaratıcılık, özgür düşüncenin olduğu yerde vardır. Hata yapmak, yeni bir şeyler öğrenmenin ve yaratıcı düşünmenin olağan bir parçasıdır. Ancak bugünün eğitim sistemi hataları başarısızlık olarak, bir suç olarak görüyor. Öğrencilerin, cesaretlerini kaybetmelerine sebep oluyor.”
Şimdi de ironi yüklü birkaç satır:
“Hepimiz biliyoruz ki hiçbir özel işletme parayı ilk planda tutmaz. Para, onlar için hep ikinci plandadır. Hele hele özel eğitim kurumları gibi; öğrenci odaklı, adalet temelli, eşitliği destekleyen, çağdaş, Atatürk ilke ve inkılaplarına(devletçilik ve halkçılık dâhil) tamamıyla uyan, son derece temiz ve kaliteli, çalışanlarına en iyi maaşı ve çalışma saatlerini sunan bu nadide kurumlarda amaç, hiçbir zaman adaletsiz bir rekabet ortamı oluşturup bundan para kazanmak olmamıştır. Yersen!”
Bunlar da öğrencilerin barınma sorunuyla ilgili:
“Biz gençler, barınamıyoruz. Bu sorun, ülkenin her bir yerine acilen üniversite dikilmeye başlandığından beri hızla büyüyor. Üniversite dikme akımına şehrimiz 2006 yılında Namık Kemal Üniversitesi ile dâhil oldu. Şehrimizin ilk ve tek üniversitesine bu yıl yeni bir yurt yapıldı. “Yapıldı”dan kastım, hâlâ şantiye halinde ancak içine öğrenciler yerleştirildi. Yurdun yapımı, daha bitmedi. Yatacak yerimiz yoksa yatacak yeriniz yok!”
Ve nasıl bir eğitim?:
“Laik, eşitlikçi, bağımsız, adil, dış etkenlerden arındırılmış… Erişilebilir ve parasız bir eğitim.Bir hayâl gibi geliyor ancak hakkımız.Alana kadar da, susmayız.”
Evet, sevgili Süleyman, eminim, alana kadar da susmayacaksın. Hele senin gibigenç ve yaratıcı bir kalemhiçbir zaman susmayacak. Buna yürekten inanıyor ve ülkem adına seninle gurur duyuyorum.
Değerli okurum, yazın bir kenara.Süleyman Ömer Yavuz adını ileride çok duyacağız.Hem de ülkesine ve halkına hizmet yolunda duyacağız.
Yolun açık olsun, Süleyman.