Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Bu konuya daha önceki bir yazımda da değinmiştim ama özellikle 23 Nisan vesilesiyle üzerinde tekrar durma gereği duydum.
Önce şunu tespit edelim: Büyük önder, çocuğu çok yükseklerde konumlandırmış, onun da başlı başına bir birey, ayrı bir kişilik, ayrı bir dünya, bir büyük değer olduğunu içselleştirerek, özüm seyerek ve de bunu hayata geçirerek sadece bizlere değil; bütün insanlığa örnek olası bir tutum sergilemiştir.
Daha önceki yüzyılları bilemiyorum ama çağdaşları ve daha sonra gelenler arasında kesinlikle tekdir. Hem de bugün bile devam etmekte olan el-etek öpme kültürümüze rağmen böyledir.
Çocuğa bu denli değer verişinin dışında önemli bir nokta daha var. O da bunu her zaman, her gittiği yerde fotoğraflarla belgeletmiş olmasıdır. Hiç kuşkusuz bir bilinç söz konusu burada. Bir niyet, bir çaba, bir amaç söz konusu. O da halkına -ve belki de bütün dünya halklarına- örnek olma niyet ve çabasıdır.
Öyleyse bu gerçeği öncelikle kendimizin anlama, kavrama, daha sonra da bütün dünyanın bilgisine sunma görev ve sorumluluğumuz bulunuyor. Özellikle hem halkımızın, hem de insanlığın içinde bulunduğu şu sevgisizlik çağında ve her şeyin gün be gün daha da kötüye gittiği günlerde insanlığın, o çok anlamlı fotoğrafların düşündürdüklerine, hissettirdiklerine, verdiği mesajlara her zamankinden daha fazla ihtiyacı olduğu da düşünülecek olursa, dünyaya bu büyüklüğü örnek olarak sunmanın, hem milletimizin, hem de insanlığın bugününe ve geleceğine yapılabilecek çok büyük bir hizmet olacağını söylemek abartı olmayacaktır.
İşte bütün bu gerekçelerden hareketle diyorum ki 23 Nisan salt bir armağan olamaz çocuklara. Aynı zamanda bir emanettir onlara.
Evet, 23 Nisan 1920’yi, yani TBMM’ni çocuklara emanet ettiğine dair bir sözü yoktur ama Cumhuriyeti gençliğe emanet ettiğine dair de bir sözü yoktur. Bunu Gençliğe Hitabe’den anlıyoruz.
23 Nisan’ın bayram ilân edilmesi bile 1920’den bir yıl sonradır. Nitekim ilgili yasa maddesinde şöyle denmiştir: “Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ilk yevm-küşadı (açılış günü) olan 23 Nisan günü millî bayramdır.”
Görüldüğü gibi sadece millî bayram oluşundan söz edilmektedir. Henüz çocuklarla ilgisi yoktur.
Yine nitekim 23 Nisan o yıl “Hakimiyet-i Milliye Bayramı”, “İstiklal Günü”, “Meclis Bayramı”, “Rozet Bayramı” gibi farklı adlarla kutlanırken beş yıl sonra, 1926’da bile henüz çocuk bayramı olarak değil; Çocuk Günü olarak kutlanmıştır.
Demek ki 23 Nisan 1920 ancak o yıldan sonra Çocuk Günü’dür ama -tekrar edelim- Atatürk’ün o günü çocuklara emanet veya armağan ettiğine dair bir ifadesi olmamıştır.
Ancak –tekrar edelim- Cumhuriyeti gençliğe emanet ettiğine dair de söylediği bir söz yoktur.
Tıpkı bunun gibi, 23 Nisan 1920’nin Çocuk Günü ilân edilmesinden de, o günün çocuklara emanet edilmiş olduğu anlamını çıkarmakta bir yanlışlık olmasa gerektir. Bu da TBMM’nin, dolayısıyla halk iradesinin, geçilmesi düşünülen demokratik rejimin çocuklara emanet edilmesinden başka bir şey olamaz.
Kaldı ki devlet demek olan Cumhuriyet’i gençliğe emanet ederken, milleti temsil eden TBMM’ni, yani milletin egemenliğini kimseye emanet etmemiş olabilir mi?
Zira çocuğun ne demek olduğunu o kadar iyi biliyordu ki bu siyasal gerçeğin, onun bilinçaltına yerleştirilebileceğinin bilincindeydi ve şüphesiz böylesi çok daha iz bırakıcı olurdu ama ne yazık ki 23 Nisan’ın onlara sadece armağan değil; aynı zamanda bir emanet olduğu hâlâ anlaşılabilmiş değildir.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramınız kutlu olsun.