Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Hikaye, Nuri adında bir karakterin ehliyetini yenileme macerası ile başlıyor. Nuri’nin ehliyetinin süresi dolmuş, yeniletmek istiyor. Devlet dairelerindeki prosedürlerden bihaber içeri giriyor ancak randevusu olmadığı için reddediliyor. Randevu alıyor, işleri aksıyor, bu arada işe ve eve arabasız gitmek zorunda kalıyor. İki hafta sonrasında, öğleden önce ehliyet yenilemek için randevu buluyor. Tabii randevulu olmasına rağmen sıra öğleden sonra geliyor, bu yüzden de işe gidemiyor. İş yerine telefon açıyor; işinden aksıyor, yediği azar da cabası. Hikayenin önceki bölümünü www.habertrak.com.tr üzerinden okuyabilirsiniz.
***
Öğle arası geçmişti, Nuri acıkmış ve sıkılmıştı. Ekranda tekrar ismi yazdı, nihayet memurun karşısına oturabildi. Memur bilgisayara baktı, ismini sordu. Nuri, “Nuri” dedi. Memur, belgelerini sordu. Nuri, hiçbir belge hazırlamamıştı, o da belgeleri sordu. Memur, “Randevu alma ekranında yazan belgeleri getirmediyseniz, işleminizi yapamam.” dedi. Nuri’nin başından aşağı kaynar sular döküldü. İnternet sitesinde yazanları okumadığını söyledi. Memurdan, hangi belgeleri getirmesi gerektiğini ve bu belgeleri kimden alması gerektiğini bir kağıda yazmasını istedi. Memur, ehliyet yenilemek için gereken 6 kalem evrağın listesini hazırladı. Nuri’nin yanında sadece nüfus cüzdanı vardı. Çaresizce dışarı çıktı. İşten biraz daha izin alması gerekti çünkü evrakları toplamak için gitmesi gereken yerler sadece Nuri’nin çalışma saatleri içinde açıktı. Evrakları tamamlamak için tam bir hafta daha harcadı. Fotokopiciler, noterler, resmi daireler, sağlık ocakları… Her yerde sıra her yerde imza her yerde para. Nuri’nin cebinden taksi parası, otobüs parası, fotokopi parası, dosya masrafı derken bir servet çıktı. Üstelik arabası sokakta bekliyordu, kullanamıyordu. Kullanmadığı arabanın vergisini, sigortasını ödemeye devam ediyordu…
Nuri ikinci randevuya daha belgeleri toplamadan önce başvurmuştu, bu kez daha akıllıydı. Tüm evrakları hazır etti, randevu gününü bekledi. Randevu günü geldiğinde, dairede yine sıra vardı. Sırasını bekledi, içeri girdi. Bu kez memur, onu tanıdı. Evrakları inceledi, birini eline aldı, “Bu evrakın aslı nerede?” diye sordu. Nuri, “Fotokopisini çektim, aslı bende.” dedi ardından memur, “Aslını da görmemiz lazım, sonra fotokopisini onaylayacağız.” diye ekledi. Nuri bir başka dosyadan belgenin aslını çıkardı. Memur baktı, evrağın altında imza olmadığını söyledi. Nuri, “Ne imzası?” diye sordu. Memur, “Siz bu evrağı alırken memur arkadaş imzalamamış, biz onaylayamıyoruz.” dedi. Nuri’nin beyni durdu. “Ama ben oradan aldım, her şey tamam dediler.” diye itiraz etti. Memur, tekrardan gidip imzalatıp gelmesini söyledi.
Nuri, imzasız belgeyi aldığı binaya gitti. Sıra bekledi, memura durumu anlattı. Memur, “Biz böyle imzasız bir şey vermeyiz, bu belge sahte olabilir.” dedi. Nuri’nin gözleri faltaşı gibi açıldı. Başladı haykırmaya “Nasıl sahte? Ben bu kağıdı sizden aldım!”. Memur da benzer bir öfkeyle “O zaman niye imza yok?” dedi. Nuri ne diyeceğini şaşırdı. Trajikomik bir olaydı. Derken bir müdür yardımcısı yetişti, durumu kurtardı, imzayı bastı. İşler yatıştı. Ama saatler geçmişti. Nuri tekrardan binaya dönse, yetişmesine imkan yoktu. Mesai saati geçmişti.
Müdür yardımcısına, evine giden otobüsün buradan geçip geçmediğini sordu. Müdür yardımcısı, “O numara buradan geçmez. Otogardan aktarma yapman gerekli.” dedi. Nuri, iki otobüsle evine anca gelebildi. Tabii akşam olmuştu. Yarın işe gidecekti, oradaki bilgisayardan randevu alacaktı.
Devamı haftaya…