Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Siyaset sahnemizde Yeni Parti’nin kurulması, rüzgârın yönünü değiştirmek, köhneleşmiş yapıları sarsmak ve umut tazelemek için bir fırsattır. Ancak tabelalar, programlar ve logolar değişse de, insanların çoğu eski alışkanlıklarından kurtulamadığı için, parti içi mekanizmaların işletilme biçimi, gördüğümüz kadarıyla pek değişmedi.
Örneğin, eş, dost, akraba ve “itiraz etmeyen” uyumlu tanıdıklardan oluşmuş yönetim kurulu listeleri.
İl ve ilçe yönetim kurulları oluşturulurken, listeyi hazırlayanların en büyük kaygısı genellikle “başımız ağrımasın, herkes sözümüzü dinlesin” düşüncesi oluyor. Seçimi ya da parti içi dengeyi kazandıranın “sorunsuz” bir blok liste olduğu sanılıyor. Oysa bu anlayış, doğuştan sakat bir yapıdır; çünkü uyum adı altında aranan şey aslında fikirsizlik ve konforlu bir sessizliktir.
“A” Tipi Başkanlar ve “B” Tipi Başkanlar
İş dünyasında sıkça söylenen harika bir söz vardır: “A’lar A’ları, B’ler C’leri işe alır.” En iyi yöneticiler A kalitesinde elemanlarla çalışarak harikalar yaratırken, ortalama ya da vizyonsuz yöneticiler kendilerini sorgulamayacak vasat isimleri etraflarında toplarlar. Bu kural siyaset için de yüzde yüz geçerlidir.
Eğer bir partinin il veya ilçe başkanı, etrafını kendi kararlarını ikiletmeden onaylayacak “C” sınıfı kadrolarla doldurursa, o partinin vizyon üretmesi, halkın gerçek sorunlarına dokunması ve yenilikçi politikalar geliştirmesi imkânsız hale gelir. Binlerce üye arasından yetenekli ve istekli kişilere ulaşıp, etkili ve verimli bir takım oluşturarak sorun çözmeye, sonuç almaya odaklanmak yerine; son dakika telefonlarıyla komşulardan ve akrabalardan liste düzenlemek, başarısızlığa baştan davetiye çıkarmaktır.
“Uyumlu Yönetim Kurulu”nun Sessiz Çöküşü
Geçmişte benzer yönetim kurullarının içinde bulunmuş ya da toplantılarını izlemiş olanlar bilirler. Toplantıların standardı bellidir: Başkan uzun bir monolog yapar, ardından incir çekirdeğini doldurmayan birkaç güncel şikâyet konuşulur ve toplantı biter. Herhangi bir stratejik projenin masaya yatırılıp, eleştirel süzgeçten geçirilerek geliştirildiğini göremezsiniz.
Bu tarz kurullarda farklı bir ses çıkıp da “Başkan, burada hatalısın” diyemez. Bu aslında sistemin çürümüşliğinin resmidir. Toplantılarda sık sık söz alan, sunumlar yapan, öneriler getiren arkadaşların ilk kongrede listelerin dışına itildiği çok görüldü. Neden mi? Çünkü “uyumlu yönetim kurulu” demek, aykırı düşünen tek bir zihnin bile kalmadığı mekanik bir onay masası demektir.
“Onuncu Adam” Kuralı
Oysa karar alma süreçlerinde akılcı bir mekanizmaya ihtiyaç vardır: Onuncu Adam Kuralı.
William Kaplan’ın “Muhalefet Neden Önemlidir” kitabından ya da popüler kültürdeki “World War Z” filminden de aşina olduğumuz bu kural, kriz anlarında ve stratejik kararlarda hayati önem taşır. Masadaki dokuz kişi aynı fikirde olup “Her şey yolunda, kararımız kusursuz” diyorsa, onuncu kişinin görevi, ne kadar imkânsız veya marjinal görünürse görünsün, mevcut kararın hatalı olduğu varsayımıyla karşıt görüş üretmektir. Evet, böyle karşıt bir düşünce üretmek, onuncu adama bir görev olarak verilir.
Bu kural, kör inancı ve ABD’nin 1962’deki Domuzlar Körfezi bozgunu gibi hatalı kararlara yol açan “grup düşüncesi” (groupthink) sorununu engeller. Siyasi partilerin il ve ilçe yönetimlerinde de, başkana her koşulda “Haklısınız efendim” diyecek “uyumlu” insanların yanında; yanlış giden şeyleri cesaretle söyleyecek, aklın ve liyakatin sesini yükseltecek “Onuncu Adam”lardan bulunmalıdır.
Yeni Parti İçin Gerçek Başarı Kriteri
Yeni Parti, eski yapıların hatalarını tekrarlamak lüksüne sahip değildir. Eğer gerçekten bir değişim yaratılacaksa, yönetim kurulları şu kriterlere göre şekillendirilmelidir: İşlerine tutkuyla bağlı, güçlü bir başarı geçmişi olan, koltuk meraklısı değil, vizyon sahibi ve üretken, toplantılarda kalkıp soru sorabilen, mevcut ezberleri bozabilecek özgüven sahibi cüretli bireyler aranmalıdır.
Yönetim kurulları oluşturulurken,Tüzükte kural olduğu yazılan çarşaf liste yöntemini, veya yeni örgütlenme raporunda belirtilen orantılı sayım yöntemini savunmak, yetenek havuzunu genişletmek ve kendine güvenen insanların önünü açmak zorundayız. Başkanların arkasında kurşun asker gibi dizilen, el kaldıran “sessiz çoğunluklar” partileri büyütmez; aksine ilk seçimde kaybetmelerine neden olur.
Yeni siyasetin yolu, itiraz eden akıldan, yapıcı tartışmadan ve liyakatli kadrolardan geçer. Aksi takdirde, sadece isimlerin ve logoların değiştiği, eski hamam eski tas bir siyaset tiyatrosundan öteye gidemeyiz.