Reklam

Araba-merkezlilikten Kurtulmayı Başaran Şehirler

Yayınlama: 27.05.2025
A+
A-

 

Arabalar, birçok şehirde bir zorunluluk haline getirildi. Bazı planlamacılar, arabaların iyi bir seçenek olmadığını anladı ama iş işten geçmişti. Bahaneler üretmeye başladılar “Bisiklet sürmek için şehrimiz çok soğuk.”, “Trenler karlı değil.” gibi cümleler sarf ederek, araba-merkezliliğe teslim oldular. Bazı şehirlerse, gerek halkın mücadelesi gerekse yöneticilerin ileri görüşlülüğü sayesinde, araba-merkezliliği yendi. Bu yazımda sizlere, araba-merkezlilikten kurtulan 4 şehirden bahsedeceğim. Bu şehirler: Kopenhag(Danimarka), Utrecth(Hollanda), Zürih(İsviçre) ve Tokyo(Japonya).

***

İlk olarak Kopenhag’tan başlayalım. Oldukça soğuk iklime sahip olan Kopenhag, yine de arabalardan kurtulmayı başarabildi. Kopenhag nüfusunun, %62’si işe veya okula bisiklet ile gelip gidiyor. Bunu sağlamalarının en büyük sebebi, muhteşem bisiklet alt yapıları. Kopenhag’ta 400km’den fazla bisiklet yolu var. Trafik ışıkları, ‘yeşil dalga’ adını verdikleri bir sistem sayesinde, bisiklet hızlarına senkronize oluyor ve bisikletler, kırmızı ışıkta beklemiyor. Kopenhag’ta, büyük bisiklet parkları bulunmakta. Örneğin, Østerport isimli bisiklet parkı 10000 bisiklet kapasitesine sahip. Kapladığı alan ise bir kütüphane ile az çok aynı. Eğer 10 000 araba kapasitesine sahip bir otopark yapmak isterseniz, 280.000 m² alana ihtiyacınız var. Bu da 39 adet FIFA lisanslı, profesyonel futbol sahası demek. Ayrıca Kopenhag’ta otobüsler %100 yenilenebilir enerji ile çalışıyor yani tamamen sürdürülebilir. Son olarak Kopenhag, Avrupa’nın en uzun yaya bölgesi olan Strøget Caddesi’ne de ev sahipliği yapıyor. Kopenhag’ın başlattığı bu dönüşüm ile şehir içindeki zaten düşük olantrafik yoğunluğunu %45 azaltılmış.

Hollanda’nın Utrecht (Okunuşu: “yüğtırehkt” fonetik: “ˈytrɛxt”) kenti, bisikleti toplu taşıma ile harmanlamayı başaran bir diğer şehirlerden. Araba-merkezlilikten kurtulması sayesinde, şehrin havası bile değişmiş. Yapılan araştırmalar, hava kalitesinin artması ile astım ve diğer solunum yolu hastalıklarını büyük oranda azaldığı gösteriyor. Ayrıca bisiklet kullanımı, obezite ve kalp damar hastalıklarında da büyük oranda azaltıyor. (CyclingtoWork in Utrecht: HealthBenefitsandEconomicImpact, Universiteit Utrecht, 2020) Utrecht, bisiklet ve toplu taşıma alt yapısı sayesinde, daha zengin ve daha sağlıklı bir halka kavuşmuş. Darası, bütün dünyaya.

Gelelim, çevrecilik ve sürdürülebilirliğini tamamlamış bir diğer şehir Zürih’e. Zürih, toplu taşımanın en dakik olduğu şehirlerden bir tanesi. Otobüs, tramvay ve trenlerin gecikme süreleri yıl boyunca 1 dakikanın altında tutuluyor. Şehir merkezine, arabaların girişi yasaklanmış. Çevrecilikte sınır tanımayan Zürih, elektriğinin %80’ini hidroelektrikle sağlıyor. Yani Zürih’in elektriği de çevreye zarar vermiyor. Bu sayede, burada elektrikli araç kullanmak çevreci bir tercih. Yine de kimse araba kullanmayı tercih etmiyor.

Son olarak Tokyo’dan bahsetmek istiyorum. Tokyo, toplu taşıma konusunda en kapsamlı şehirlerin başında geliyor. Tokyo’nun metro ağı, her gün 8 milyondan fazla insanın ulaşımını, mükemmel bir dakiklikle sağlıyor. Shinkansen ismini verdikleri trenlerde, gecikme süresi en fazla 36 saniye. Bu dakikliği, büyük bir topluma hizmet etmesine rağmen sağlayabiliyor. Tokyo nüfusu, ulaşım amacıyla araba kullanmaktan çoğunlukla kaçınıyor. Şehrin araba kullanımı sadece %10. Kısa mesafelerde ulaşım içinse bisiklet tercih ediliyor. Tokyo, 38 milyonu aşan nüfusu ile dünyanın en kalabalık şehri, böylece “Bisiklet ve otobüsler, sadece kalabalık olmayan şehirlerde avantajlı. Kalabalık şehirlerde araba gerek!” argümanını yok etmiş oluyor.

***

Değerli okurlarım bu şehirler; halk sağlığının, çevre temizliğinin, trafik sakinliğinin, olumlu psikolojinin, metrekare başına üretimin, refahın en yüksek olduğu şehirlerden. Ayrıca bu şehirlerde araba sürenler, ya araba sürmek zorunda olanlar ya da araba sürmeyi sevenler/tercih edenlerden oluştuğu için gayet bilinçli sürücüler. Bu kentlerdeki arabacıların, dünyanın en az kaza yapanlar listesine girmesine şaşmamak gerek.

Anlamsız çözümler yerine, gerçek çözümü bulan bu kentleri dünyaya örnek olarak görüyorum. Umarım, bahsettiğim kentler gibi daha birçok kent görürüz. Bir dahaki yazımda, anlamsız çözümlerin en abartılmışı olan ‘elektrikli arabalar’ hakkında konuşacağım ve doğru şehir planlamasının sosyal yaşantımıza etkisinden bahsedeceğim. O zamana kadar, kalın sağlıcakla!

Devamı haftaya…

Tefrika: 5/8

Marka Flower Çiçekçi