Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Aklınıza dünyanın herhangi bir yerinden herhangi bir şehir getirin… Genellikle şehirlerin kimlikleri olur, bir sektöre odaklanırlar. Mesela Paris bir moda kentidir, Münih ise otomotiv sanayii. Ülkemizin pek çok ilinde de bu ayrım yapılabilir. Antalya bir turizm kentidir, Ankara ise idari bir kent, Erzurum hayvancılık kentidir. Peki ya Tekirdağ?
***
Maalesef ki Tekirdağ’ın hatta Trakya’nın bütün illerinin kendilerine ait, net olarak “şu kentidir!” diyebileceğimiz bir ünvanı yok. Birini diğerinden ayıran derecede üstün sektörlerimiz bulunmamakta. Kimimiz, içki kenti diyebilir ki belki de bir dönem böyleydi ancak alkollü içki fabrikaları birer birer kapatıldığı için artık Tekirdağ’a bunu demek imkansız.
Kentimizin bir kimliğinin, öncü sektörünün olması önemli. Örneğin, Japonya’daki Toyota kentinden bahsedelim. Eski adı Koromo olan kente, bir otomotiv şirketi yerleşti ve önemli yatırımlar yaptı, fabrika açtı. Şehir planlamacıları, daha önceden iş turizmi ve ofis yerleşkeleri temelli altyapı çalışmaları yürütüyordu. Trafik planlaması, şehrin atmosferi fabrikalara uygun değildi. Şehir de zaten küçük bir şehirdi. Kurulan araba fabrikası, şehrin kimliğini değiştirdi. Şehir ise fabrikaya uygun şekilde planlamalar, adımlar attı. Büyüdükçe büyüdü. Bu otomotiv şirketinin güç kazanmasıyla kentin resmi adı Koromo’dan Toyota’ya çevirildi. Tabii ben hangi markadan bahsettiğimi söylemiyorum, söyleyemem.
Şehrimizin bir öncü sektörünün olmaması, hem şehrin kimliğine darbe vuruyor hem de şehir planlamasında karmaşıklık yaratıyor. Denize erişimi olan bir şehiriz. Neye odaklanarak sahil planlaması yapmalıyız konusu bir muamma.
Mesela, sanayii şehriymiş gibi bir sahil planlaması yaptık diyelim. Sahilimizde bir liman olmalı, bu limana gidip gelmek, mal taşımak için geniş otoyollar, tren yolları ve karayolları gerekli. Yerleşim yerleri sahilden uzakta olmalı ki şehir sakinleri trafik sıkıntısı yaşamasın. Şehir sakinlerinin şehir içindeki ulaşımı, trenlerle sağlanmalı. Ticari ve hususi faaliyetler birbiriyle karışmamalı.
Eğer turizm odaklı bir sahil planlaması yapmak istersek de tam tersi, sahili olabildiğince motorlu araçlardan uzaklaştırmalıyız ki yaya, bisiklet trafiği artsın. İnsanlar, sahili görsün. Sahil yakınlarına küçük esnaflar dükkan açabilsin ve bu dükkanları park yeri sıkıntısı olmadan çalıştırabilsin. Yerleşim yerleri de sahile yakın olmalı ki şehir sakinleri yürüyerek yahut bisikletle kolayca ulaşım sağlayabilsin. Bu örnekler uzatılabilir; tarım kenti için sulama kanalları, üniversite kenti için eğlence mekanları…
Şehir kimliği, sadece soyut bir şey olarak değil şehir planlamasına da ciddi derecede etki eden bir mesele ancak şehrimiz maalesefki bir öncü sektöre sahip değil. Şehrimizin öncü sektörü olmasa da bazı ilçelerimiz, öncü sektörlere sahip ve bu büyük bir avantaj. Mesela Çerkezköy ve kapaklı, sanayii ilçeleri.
***
Sizce de 30-40 yaşında fabrika işçilerinin yaşadığı bir şehir ile 60-70 yaşındaki emekli yurttaşların yaşadığı şehir tıpatıp aynı mı olmalı? Yahut turizm kenti ile sanayii kentleri aynı anlayışla mı planlanmalı? Bir şehir hem ticaret yaparken hem de sakin kalabilir mi?