Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Sin günlerde Türkiye’nin gündeminde yeni iller, yeni ilçeler var. Şu ilçe il olsun, bu yerleşim yeri ilçe yapılsın… İsimler sıralanıyor, beklentiler konuşuluyor. Memleketinin il olmasını isteyenler seviniyor, ilçe olmayı bekleyenler umutlanıyor.
İnsanların yaşadığı yere değer verilmesini istemesi kadar doğal ne olabilir? Ancak bu tartışmada biraz daha derine inmemiz gerekiyor. Çünkü mesele sadece bir yerleşim yerinin adının önüne il ve ilçe yazılmasından öte bir şey. Üzerinde durmak istediğim asıl mesele; bu yerlerin il veya ilçe olması orada yaşayanların hayatlarına ne katacağı üzerinedir.
Önce insandan başlayalım.
Bugün bir ilçede yaşayan vatandaş, bir işini görmek için il merkezine gitmek zorunda kalıyorsa, il olmasıyla birlikte valilik, il müdürlükleri ve ilgili kamu birimleri kendi yaşadığı yerden hizmet vermeye başlayacaktır. Tapu, vergi, nüfus, eğitim, tarım ve diğer kamu hizmetlerine ulaşmak kolaylaşacaktır. Zamandan kazanılacak, yol masrafları da azalacaktır. Özellikle yaşlılar, dar gelirli aileler ve ulaşım imkânı sınırlı vatandaşlar için bu küçümsenecek bir kazanç değildir.
Kamu kurumlarının yeni merkezde kurulması, çalışanlarıyla birlikte yeni bir hareketlilik de yaratır. Kiralık evlere, lokantalara, kırtasiyelere, ulaşım hizmetlerine ve küçük esnafa talep de artabilir. Yeni iş alanları açılabilir. Gençlerimiz için memleketinde çalışma imkânı da doğabilir.
Bütün bunlar önemli kazanımlar olur.
Peki, ama il olmak bunların hepsini kendiliğinden mi sağlayacak? Elbette hayır. Bir hastanenin kapasitesi artmazsa, doktor eksiklikleri giderilmese, gençlere iş imkânları yaratılmazsa, üretici ürününün değerinde satmazsa, esnaf dükkânını ayakta tutmakta zorlanırsa, yeni bir il tabelası bütün bu sorunları çözemez.
Bir yandan da il olmak, her ilçeye yeni bir devlet hastanesi, üniversite veya büyük yatırımların geleceği anlamını da taşımıyor. Bunlar için ayrı planlama, ayrı bütçeler gerekiyor.
İlçe olmak da bunlara benzer beklentileri yaratacaktır. Kaymakamlık ve kamu hizmetlerinin yerinde örgütlenmesi, vatandaşın işini kolaylaştırır. Ancak yeni bir kaymakamlık binası açılmasıyla o ilçenin üretimi, istihdamı ve sosyal yaşamı kendiliğinden hemen değişmez.
Şimdi de terazinin öteki kefesine bakalım. Yeni bir il kurulduğunda sadece valilik binası açılmayacak. Yeni idare birimler, personel, araçlar, çalışma alanları, güvenlik, işletme giderleri ortaya çıkacak. Bunların tamamı kamu bütçesine yeni yükler de getirebilir. Aynı durum yeni kurulması düşünülen veya istenilen ilçeler için de geçerlidir.
Elbette bütün bu harcamaların karşısında devletimiz kazançlı da çıkabilir. Kamu hizmetleri daha yakından yürütülebilinir, uzak merkezlere bağımlılık azalır, işlerin takibi kolaylaşabilir. Yerinde ve zamanında hizmet, vatandaşın devlete duyduğu güveni de arttırabilir.
Yeni merkezlerde ticaret ve üretim gelişirse ekonomik faaliyetler de artabilir. İşletmeler çoğalır, istihdam büyür.
Bizler bütün bunları konuşurken; il ve ilçe olmak isteyen yerlerin heyecanını da anlamalıyız. Yıllardır büyüyen, üreten, ticaret yapan, nüfusu artan bir yerleşim yerinin kendi idari kimliğini kazanmak istemesi anlaşılır bir beklentidir.
Benim meselem bir yerin il, diğerinin ilçe olması değil. Tam tersine, her yerleşim yerinin hak ettiği hizmetlere kavuşmasını istiyorum. Fakat devletin imkânları sınırsız değil.
İl olmak gurur meselesidir. Ama asıl gurur, orada yaşayan çocuğun iyi bir okula, hastanın doktora, gencin işe, üreticinin pazara, yaşlının kamu hizmetine kolayca ulaşabilmesidir…
Haritadaki il ve ilçe sayımız artabilir. Dileğim, bunlarla birlikte insanlarımızın hayatındaki imkânların da artmasıdır.