Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Amerika’yı bilirsiniz. Az vergi, az hizmet zihniyetiyle yönetilir, fakirlerden vergi alır. Fakirlerden aldığı vergiyle, silah şirketlerine ve ordusuna tonlarca para yağdırır ya da yolsuzluk yapar. Ordusu, petrol bulunan ülkelerde sayısız insanlık suçu işleyerek, güçsüz ülkelerin varlıklarını sömürür. Bunu da ‘barış götürme’ olarak nitelendirir. Amerikan Ordusunun bir başka ‘icraatı’ ise; dünyanın her bir noktasına askeri üs dikmek, bu askeri üsler ile de ülkelerin iç işlerine karışmak ve yerli halka gözdağı vermektir.
Amerika’nın dünyayı kontrol etme arzusu, sadece askeri bir olay da değildir. Dünyanın her bir köşesinde bulunan zincir şirketlerle, ülkeleri kendine bağımlı kılar. Yerel esnafı ve yerel üretimi çürütür. Yerel üretimini yok ettiği ülkelerde, bir ambargo tehdidi ile her istediğini yapabilir.
Böyle bir ülkenin, zenginleri ve sermaye sahiplerini umursadığı aşikâr. Amerika’nın, tarihi boyunca halkı için yaptığı bir şey olmadığını düşünebilirsiniz ancak yanılırsınız. Halkın ve insanlığın düşmanı Amerika, 1980 yılında halkının işine yarayacak bir şey yaptı. Tabii ki de, gazeteciliğin ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin sayesinde. Yaptıkları şey, 1.3 milyon dolar (Amerikan Doları’nın enflasyonu ile 4 milyon 956 bin 644 dolar) değerindeki bir köprüydü.
1980 yılının birkaç yıl öncesine gidelim, yıl 1974: Amerika’nın Batı Virginia eyaletinde bulunan, Kentucky eyaletine sınırı olan Vulcan isimli kasabada bulunan köprü yıkıldı. Unutmayın, bu köprü Vulcan eyaletine girişin ve çıkışın tek yoluydu. Bu kasabadaki köprünün yıkılması, Batı Virginia yönetimi tarafından umursanmadı.
Umursanmamasının sebebini anlatmadan önce, sizlere biraz Vulcan’dan bahsetmek istiyorum. Vulcan, 1960’lı yıllarda birçok aktif kömür madeni bulunduran bir kasabaydı. İlerleyen yıllardaysa, kömür madenlerinin birer birer kapanması nedeniyle nüfusunun büyük bir kısmı kasabayı terk etti. Eyalet yönetiminin, kasabadan bir çıkarı kalmadı. Kasabada kalanlar, 1974 yılındaki yıkılmadan ötürü ulaşım imkânını neredeyse kaybetti.
Köprü yıkılınca, kasabadaki öğrenciler sadece okul otobüsüne gitmek için büyük zorluklar çekti. Yaklaşık 50 hanelik kasabanın, dış dünya ile bağlantı kurması için bir tren şirketi tarafından yapılan, girişlerinde ve çıkışlarında girilmez yazan bir patikadan gitmesi gerekliydi. Kasaba sakinleri, eyalet yönetimine birçok mektup yazdı. Eyalet yönetimi, halkın çektiği zorlukları umursamadı. Para olmadığı için köprü yapılamayacağını bildirdi.
Hal böyle olunca, halkın bir şeyler yapması gerekliydi. Eyalet yönetimi para bulamayınca, federal hükümetten yardım istediler ancak o da işe yaramadı. Vulcan kasabasının başkanı, (Muhtar gibi düşünebilirsiniz.) Amerika’dan bir hayır gelmeyeceğini anlayarak çareyi Sovyetler Birliği’nde aradı. Kasabanın başkanı John Robinette (Con Robınıt diye okunur), dönemin Sovyetler Birliği lideri Leonid Brezhnev’e yaşadıkları durumu anlatan 2 mektup gönderdi. Bu mektuplardan haberdar olan İona Andronov isimli gazeteci, Vulcan’a gitme kararı aldı. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, Amerika’yı rezil etti ve köprünün yapımına para bulunamazsa, gerekli bütçenin Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği tarafından sağlanacağını belirtti.
Gazeteci İona Andorov, Vulcan’a vardıktan birkaç saat sonra köprünün yapımına başlanacağının haberini aldı. (Kaynak: Ocala Star-Banner gazetesi, 2 Ocak 1980) Köprü 1980 yılında kullanılabilir hale geldi. Günümüzdeyse, hala kullanılabilir durumda.
İşte Amerika böyledir, halkına yardım etmek ancak ve ancak bir rekabet içine girince aklına gelir. Rekabetten beslenen, asıl amacı gelişim ve insanlığı ileri götürmek değil, para kazanmak ve kendisinin en güçlü olduğuna inanmak olan bir devlet kaybetmeye, rezil olmaya mahkûmdur.
Vulcan köprüsü olayı Amerika’nın, Sovyetler Birliği’ne karşı ilk yenilgisi değildir. Zira Amerika, (Sovyetler Birliği yıkılmadan önce) uzay yarışında, yaşam kalitesinde, ordu gücünde, adaletin üstünlüğünde, kültürel ögelerinde ve bir ülkeyi ‘güzel’ yapan birçok kategoride, Sovyetler Birliği’nden çok gerideydi.
Bu olaylardan yıllar sonra, Sovyetler Birliği çok değişti. Amerika ise hep aynı kaldı. Dünyayı ve kendi halkını sömürmeye, devam etti. Günümüz Amerika’sında yarım milyondan fazla evsiz bulunmakta. Bu evsizler için hiçbir şey yapılmıyor. Evsizler, herhangi bir vergi ödemediği için veya çok az vergi ödedikleri için vergi vermiyor. Amerika’daki birçok hükümet de zenginlerden vergi alıp, evsizlere yardım etmek böylece, herkese fırsat eşitliği sunmak ve daha adaletli bir toplum oluşturmayı reddediyor.
Üstüne üstlük, Amerika’daki birçok hükümet (federal hükümet dâhil olmak üzere) fakirlerden aldığı vergiyi, yolsuzluk olarak nitelendirilebilecek şeylere harcıyor. Zenginden vergi almak, Amerika’da pek mümkün değil. Amerika’nın, zenginleri ve şirketleri koruyan politikaları bulunuyor. Bahsettiğimiz sömürü düzeni bu işte.
Bu sömürü düzeninin farkına varanlara karşı Amerika; Dünya Halklarına, her şey olması gerektiği gibi mesajı veren bir ‘Amerikan Rüyası’ izletiyor. Köprünün, yabancılar gelince yapılması bunun en güzel örneği. Arka planda ise, büyük bir zulüm ve sömürü yatıyor.
Yazım için çok güzel bir kapanış bölümü hazırlamıştım ancak çok uzun olduğundan ve konudan saptığından ötürü, yazımdan çıkarmak zorunda kaldım. Bu yüzden bu yazımı, (aslında her şeyi özetleyen) Âşık Mahsuni Şerif’in, şu sözleri ile bitirmek istiyorum: “İnsanı, hatta insanlığı köleleştiren hangi düşünce, hangi devlet, hangi düzen, olursa olsun insanlık âleminin düşmanıdır. Diktatörya, gerek şahıstan şahsa uygulansın, gerekse hükümetten, halka. Tasvibi imkânsız olan,en adi rejimdir. Sömürü de öyle.İnsanlar, teşekkürle minnet borçlarıyla soyuluyor sömürülüyorsa, bu teşekkür dostluğuna son vermesi gerekir insanlığın. İşte dünyayı böyle dostluklarla kasıp kavuran Amerika Dünyası, bizim neyimiz oluyor yani. Onları diliyle ve Yüce Atatürk’ün buyurdukları gibi: Emperyalizm, Türk Devletinin bağrında yaşayamaz. Kahrolsun Amerika ve onun Emperyalizmi!” Sonuna kadar okuduğunuz için teşekkür ederim. Dilerim, sömürü düzeninin yıkıldığı günleri görürüz.