KAPADOKYA’YA YAKIŞAN BİR YARIŞ

Yayınlama: 06.07.2026
Düzenleme: 06.07.2026 15:51
A+
A-

 

 

 

Sportif mücadelelerde büyük ödüller oldum olası zihnimdeki spor anlayışına pek uymuyor. İyi olmak için de birilerinin “ aferin” demesini bekleyenleri de, o felsefeyi de nazikçe reddediyorum. Bu bir yol, bir tercih, bir karakterin kendi öyküsünü kendi ellerine almasıdır…

 

Marathon des Sables de böyle yarışlardan birisi. Eninde sonunda insanlık bıkacağı modern hayatın curcunası içinden süzülüp bu tür büyük saygınlığı olan etkinliklere katılmak için birbirisiyle yarışacak. Aslında kadim milletimizin yaşam koşusu da tam bu yarış gibiydi…

 

Kökleri Fransa’ya uzanan ilk kez Sahra Çölü’nün zorlu koşullarında başlayan Marathon des Sables, yıllar geçtikçe dünyanın en saygın dayanıklılık yarışlarından birisi haline geldi. Bu değerli dayanıklılık yarışını farklı kılan zorlu parkurlar veya fiziksel zorluklar değil; taşıdığı yaşam felsefesidir…

 

Bu yarış, insanı sahip olduklarıyla yetinebilmeyi, zorluklar karşısında yılmamayı, mücadeleden vazgeçmemeyi ve en önemlisi de doğa ile uyum içinde yaşamayı yeniden hatırlatıyor; öne çıkartıyor. Günümüz dünyasının tüketim odaklı anlayışına, renkli, bol gürültülü reklâmlarına karşı, insanın kendi gücüne ve doğanın sunduğu yalınlığa sarılmasını, inanmasını istiyor. Marathon des Sables, sadece sporcuların değil, farklı kültürlerin, ülke insanlarının da saygısını kazanan bir organizasyona dönüşmüştür.

 

İlk bakışta farklı görünse de bu anlayış, İtalya’da doğan Sakin Şehir ( Cittaslow) benzer noktalarda buluşuyor. Birisi yavaşlamayı, sükûneti, diğeri ise kilometrelerce koşmayı anlatıyor. İkisinin de ortak amacı insan; insanı yeniden doğaya buluşturmak, iki kadim dostu barıştırmak ve doğal olanı koruyarak yaşamın kalitesini arttırmak.

 

Kapadokya’nın bu organizasyona ev sahipliği yapması da son derece anlamlıdır. Milyonlarca yıllık jeolojik mirası, sessiz ve arınmış vadileri, eşsiz doğa dokusuyla bu coğrafya, yarışın ruhuna da felsefesine de benzersiz bir atmosfer sunuyor. Yarışmacılar parkurları tamamlarken; Anadolu’nun tarihini, kültürünü, tarihini de adım adım keşfediyor. Böyle organizasyonlar ülkemizin tanıtımlarına en büyük reklâm kampanyalarından çok daha fazla, daha güçlü katkılar sağlıyor. Buraya, bu organizasyona katılanlar ülkelerine sadece fotoğraflarla değil unutulmaz deneyim ve anılarla dönüyorlar. Ülkemizin yerini dahi bilmeyenler bu organizasyon sayesinde öğrenence tekrar gelmeyi planlıyorlar.

 

Bu tür, buna benzer organizasyonların Türkiye’mizin başka doğal güzelliklerinde de düzenlenmesini isterim. Trakya’nın-Tekirdağ’ın Ganos Dağları, Kaz Dağları, Kaçkarlar ya da Toroslar… Doğaya zarar vermeden, çevreyi koruyarak planlanacak bu tür etkinlikler, hem bölgelerimizin tanıtımına hem de doğa turizmin gelişimine çok önemli katkılar sağlayabilir.

 

Dünya turizm anlayışı;  sadece lüks oteller, yüksek binaları öne çıkaranları değil, doğasını, tarihin koruyanları takdir ediyor. Görünen o ki, geleceğin turizm anlayışı betonu değil, doğayı öne çıkaran felsefe üzerine kurulacaktır.

 

Marathon des Sables Kapadokya’nın yüksek sesle değil fısıltıyla verdiği mesaj çok nettir: İnsan, gerçek gücünü doğaya hükmettiğinde değil; onunla uyum içinde yaşamaya başladığında keşfeder…

 

 

 

Marka Flower Çiçekçi