Reklam

YİRMİ NUMARALI HALK OTOBÜSÜNÜN BIYIKLI ŞOFÖRÜ

Yayınlama: 31.08.2026
A+
A-

  

İlk seslenişim Ulaşım Dairesine olacak: Yirmi numaralı otobüste 23 Ağustos Pazar günü yaşananlar, şoförü tartışmaya açmak için yazmıyorum. Bunun şoförden öte bir eğitim sorunu olduğunu, yarınlarda daha büyükleri yaşanmadan gereğini yapmanız, kamunun huzuru için yazıyorum.

Çoğu zaman olduğu gibi Barbaros turumu bitirdim. Yirmi numaralı halk otobüsü zamanında geldi. Kumbağ’dan tatil dönüşü yapanlar bindiği için araç epey doluydu.

Üç genç kadın, yanlarındaki eşyalarla birlikte neredeyse halk otobüsünün orta kısmını doldurmuştu. En gençlerinin kucağında küçük bir kız çocuğu vardı. Ortanın sağındaki arka koltuklarda iki emekli öğretmen ailesi oturuyordu. Eşleriyle birlikte dört kişiydiler.

Ben araca binmeden önce Kumbağ’dan bu yana belli ki aralarında bir tartışma başlamış. İlk bakışta yaz yağmuru gibi başlar, biter veya bitecek sanırsınız. Ama otobüs ilerledikçe sözler daha da sertleşti. Kimse kimseyi dinlemiyor, herkes kendi haklılığının peşinden körlemesine gidiyordu.

Derken emekli kadın öğretmenlerden birisi genç kadınlara “varoş” dedi. O sözcük, otobüsün havasını hemen değiştirdi. Genç kadınların kızgınlığı öfkeye döndü. Sanki İspanya’daki boğa güreşlerinde kırmızı pelerin ortaya çıkmıştı. En sessiz duran genç anne bile boynuzlarıyla ölümcül vuruşu yapmaya hazırdı.

O sırada genç, bıyıklı halk otobüs şoförü aracı sağa çekip durdu ve oturduğu yerden ayağa kalkarak, biraz da belini bükerek arkaya doğru seslendi:

“Yeter be! Zaten kendi derdim başımdan aşmış. Aşağıya indiririm sizi!”

Niyeti ortamı susturmak üzere görünse bile katiyen öyle olmadı. Kullandığı dil ve ses tonu tam manasıyla yangına su değil benzin döktü. Genç kadınlar bu kez şoföre döndü:

“ Sen kimi atıyorsun be! Ara kime arayacaksan ara! Jandarmayı mı arayacaksın ara!”

Şoför söylediğinin para etmediğini çok çabuk gördü; çünkü o sözler taş bir duvara çarpış onun suratına vurmuştu. Ve aceleyle yola devam etmeden önce:

“ Tamam, be, inmezseniz inmeyin!” diyerek usulca yola devam etti.

Mesele devam ediyor, daha da alevleniyordu. Neredeyse Altınova’ya kadar o “varoş” sözcüğünün açtığı yara kapanmadığı gibi kanadı durdu… Susmuş genç kadınlar gözleriyle savaşın devam ettiğini, mırıltılarıyla her an tekrar büyüyeceğini anlatıyordu.

Birbirini dinlemeyi bırakmış insanların bedava tiyatrosu oynanıyordu sahnede. Herkes haklı olmanın yakınında veya zirvesinde kendi doğrularının altında ezilse bile, gerçeğe yaklaşmayı terce etmiyordu.

Emekli kadın öğretmene hiç kimse başkasını küçümseme ve ona hakaret hakkı vermiyor. Genç olmak da her söze öfkeyle karşılık verme hakkını vermiyor.

Şoförün işi sadece direksiyon başında oturmak mıdır? Değildir! Kamu hizmeti yapan şoför, hemen hemen her gün otobüsün içinde küçük bir toplumu yönetiyor. Farklı yaşlardan, farklı eğitimlerden, farklı hayatların içinden insanlar aynı araca biniyor. Şoförün elindeki en güçlü araç fren değil, sadece bir sözdür…

Keşke şoförlere zaman zaman iletişim öğretileri verilse.

“İndiririm sizi” demek yerine,”Arkadaşlar lütfen sakin olalım. Hepimiz aynı otobüsteyiz. Burada çocuklar da var. Tartışmayı burada bitirelim.”,diyebilseydi…

Otorite dediğimiz kişi, ortamı sakinleştirendir. Burada Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Dairesi Başkanlığına da çağrı yapmak istiyorum. Şoförleri sadece iyi araç kullanma konusunda değil, iyi iletişim kurma konusunda da düzenli aralıklarla eğitmek gerekiyor; şarttır, kaçınmazdır…

Şoförlerin çalışma şartları daha da iyileştirilmeli, yolcuyla iletişimin de mesleklerinin bir parçası olduğu anlatılmalıdır. Şartları düzgün olan hiçbir meslek çalışanı kolay kolay kendi zihnindeki kaosu-kargaşa sorumluluk alanındaki insanlara hissettirmez. Siz duydunuz mu hiç, bir uçak kaptanının yolcularla kavgaya tutuştuğunu?

Sıradan bir olay bile, yanlış bir sözcükle çok büyük bir hale gelebiliyor. Hatalı bir uyarı, tonlama; o gün çok rahat toplumsal bir kavgaya dönüşebilirdi…

Bana gelince; bu yolculuktan kendi payıma düşen dersi aldım. Herkes uyarılmaya hazır değildir. Herkesin uyarılmayı hak ettiğini de düşünmem. Bazen en doğru davranış, haklı olduğumuzu duyurmak değil, kendi görgümüzü korumaktır.

Halk otobüsleri park ve bahçe değildir. Ana sınıfı da değildir. Kimsenin kimseye terbiye vereceği bir yer ise hiç değildir.

Hiçbir insan karşısındakini küçülterek büyümüyor. Yirmi numaralı otobüsün bıyıklı şoförü bunun farkında değildi. Emekli kadın öğretmen de, İstanbul’dan şehrimize tatil amaçlı gelen genç kadınlar da öyle…

O gün, o otobüsün içinde küçük bir sosyoloji dersi yaşandı; anlayana sivrisinek saz misali…

Marka Flower Çiçekçi